Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 100. günü, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde yapılıyor.
Ekrem İmamoğlu, üçüncü günde de savunmasına devam ediyor.
Duruşma başlamadan önce izleyeci kısmından bir müşteki yakını Adnan Yücel’in “Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” isimli şiirinin “Saraylar, saltanatlar çöker, kan susar bir gün, zulüm biter Menekşeler açar üstümüzde, leylaklar da güler Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır, bir de yarınlar için direnenler” bölümünü okudu. Şiirin ardından izleyiciler, “Halkın umudu İmamoğlu”, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” “Foncular içeri, başkanlar dışarı” ve “Özgür basın, özgür Türkiye” sloganını attı. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, duruşmayı takip etmek için salona geldiği sırada da “Özgür Özel onurumuzdur” sloganıyla karşılandı.
Ekrem İmamoğlu savunması için salona geldiğinde de “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganı atıldı.
"TELEVİZYON YAYININI İZLEYEMİYORUZ"
İstanbul ve yakın illerde devam eden yağış sebebiyle hayatını kaybeden insanlar için başsağlığı dileyen İmamoğlu, “Kısıtlı imkanlarla ölen sayısının arttığını öğrendik çünkü bir sıkıntı var televizyon yayınını izleyemiyoruz. Her afet aslında sorumluluğumuzu bize hatırlatıyor, her afet millet adına devletin her kurumunun birlikte çalışmak, birlikte üretmek, senkronize bir biçimde halkına hizmet etme sorumluluğunu taşımak durumunda olduğunu bize hatırlatmalı. Yani devlet kurumunun, devlet kurgusunun yapısını başka; hükümet, siyaset, partiler başka alanlarda konumlanıp, o devlet kurgusu içinde görev aldığında bir bütüne dönüşmeyi sağlayabilmeli” dedi.
AK Parti'den Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçilen Dündar Ziya Gültekin için de başsağlığı dileyen İmamoğlu, Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) seçimlerine değindi. İmamoğlu, şunları söyledi:
"TBB BAŞKANI 1,5 YIL İÇERİSİNDE 4. KEZ SEÇİLDİ"
"TBB aslındaki buradaki savunmanın ve burada bulunmamızın böyle çok somut bir hali. Yani Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ne yazık ki 2024'ten bu yana yani 1,5 yıl içerisinde 4. kez seçildi. Burada bulunmamızın yargı eliyle siyaseti dizayn etme gayretinin, yargı eliyle muhalefeti baskı altına almak, hatta devlet dışı bırakmak müdahalesinin, kötü mücadelenin, kötü aklın tezahürü dün yine bir Türkiye Belediyeler Birliği seçimine sebep oldu.
Malumunuz 2024 seçimlerinden sonra halkımız da biliyor ki hakkıyla Türkiye'nin birinci partisi olup, birçok belediyeyi kazanan bizler ve yerel yönetim arkadaşlarımız kapsayıcı bir modelle bütün partileri davet ederek bir seçim tavrımız olmuştu. Sadece Cumhur İttifakı ‘biz katılmayız, rakip çıkaracağız’ dediler. Onun dışındaki bütün partileri yönetimimize alarak yönetim hazırladık ve bu şekilde geleceğimizi tebliğ etmiştik ve ben Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçilmiştim.
Ardından 19 Mart darbesinden sonra değerli belediye başkanımız Zeydan Karalar seçilmişti, ne yazık ki ona da operasyon yapıldı, burada hapiste birlikteydik, serbest kaldı, tahliye oldu, görevine dönemedi, onun yerine Vahap Seçer belediye başkanımız, değerli arkadaşımız seçildi, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı, ne yazık ki geçen hafta yine aynı usulle, aynı tavırla, aynı tutumla şafak vakit ya da karanlıkta bir operasyonla o da devre dışı bırakıldı ve 4. kez Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımız kıymetli arkadaşımız Ayşe Ünlüce dün yine Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı seçildi.
Yani aslında bunun tarifi şu: Türkiye'deki hükümet, 'yargı eliyle ben sizi görevinizden almak için her şeyi yapacağım' diyor. Türkiye'deki muhalefet de 'ben sonuna kadar demokrasi adına, milli irade adına direneceğim' diyor. Yani ortada bir yargı saldırısı var, karşısında da milli iradenin büyük bir dayanışması ve direnişi vardır. Bu direniş karşılığıdır dün yapılan Türkiye Belediyeler Birliği'nin seçimindeki sonuç. Bunu böyle okumalıyız. Dolayısıyla Türkiye'deki muhalefetin, muhalif düşüncenin, muhalif kurumların, kuruluşların, sivil toplumun bir arada durması artık siyasi saikle bir yol haritası değildir. Türkiye'de cumhuriyeti, demokrasiyi korumak ve yeniden var etme mücadelesidir. Adaleti yeniden inşa etme mücadelesidir. O bakımdan hayatidir. Bu çerçevede Ayşe Hanım'ı tekrar tebrik ediyorum.”
“SADECE BEYAN, SADECE DEDİKODU”
İmamoğlu daha sonra AK Parti dönemine ilişkin İBB müfettişlerince hazırlanan dosyalara değindi. İmamoğlu, “Şimdi anlatacağım bölüme geçmek isterim. Özellikle saygıdeğer basınımızın, yandaş basının özellikle iyi dinlemesini isterim. AK Parti dönemi hani hep şu söyleniyor; bizimle ilgili iddialar ortaya atılıyor ve deniliyor ki şu oldu, bu oldu. Ne var? Beyan var. Ne var? Uydurma bilirkişi raporları var. Onlarla ilgili detaylara da gireceğim. Ortada bir delil yok. Tekrar ediyorum, 7 ay bitti. 7 ay bitti ve buradayız. 7 ayın üzerine şu ekranda ya da daha önceki bulunduğumuz duruşma salonundaki ekranda bir tek delil, bir tek ses kaydı, bir tek somut belge hiçbir şekilde iddia makamıyla bize gösterilmedi. Ya da burada gelen itirafçılar, sanık itirafçılar bir tek delil, bir tek somut bilgi, belgeyi bizimle paylaşmadılar. Sadece beyan, sadece dedikodu” diye konuştu.
İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra kurumların elde ettiği belgeler ve bilgiler üzerinden yapılan araştırmalara ilişkin de “Ama ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten hemen sonra, arkadaşlarımızın kurumlara hakim olmasıyla birlikte elde ettikleri belgeler, bir takım bilgiler üzerinden somut araştırmalara girdiler” dedi.
“33 DOSYANIN BEDELİ 2,5 MİLYAR DOLAR”
AK Parti döneminde, İBB’de kendisinden önceki döneme ilişkin tespit edilen dosyalara ilişkin bilgi veren İmamoğlu, şöyle konuştu:
“Şimdi AK Parti döneminde, yani benim seçilmemden hemen önceki dönemde, burada gördüğünüz bütün dosyalar belgeli tespitli teftiş kurulumuzun denetim yapan, inceleme yapan ekiplerimizin somut bir şekilde tespit ettiği ve hakkında gerekli işlemi yaptığı dosyalardır. Bunların 33 tanesi listede var. Bu 33 tanesini niye ayırdık? Çünkü bu 33 dosya, ne yazık ki bizim gerekli işlemleri yapıyoruz ve bir kısmını da beyan ettikten sonra, bakınız bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmadı. İçişleri Bakanı o dönem bu dosyaları bizden istedi, aldı, el koydu ve dedi ki 'bunları ben soruşturacağım.' Bizim soruşturmamıza hukuki tarafıyla gerekli şikayetleri yapmamıza engel oldular.
64'ü savcılığa suç duyurusunda bulunduklarımızdır. 146'sı ise farklı kurum ve kuruluşlara, farklı kurum ve kuruluşlara şikayetlerini yaptığımız, bildirdiğimiz dosyalardır. Bakın sadece 33 dosyanın, somut 33 dosyanın bedeli 2,5 milyar dolardır. Burada kur hesapları yanlış olabilir çünkü bu tablolar üç-dört ay öncesi o yayınlanmayan kitabımla ilgili hazırladığımız birtakım sayılardı. Ne yazık ki Türkiye'de kur da değişiyor, borsa çöküyor, bir sürü şey yaşanıyor. Yani orada 115 milyar rakamı, belki de bugün artık 125 milyar olmuş olabilir.
Şimdi delil karartmalara ve kaçırmalara rağmen ben burada dedikoduyu değil somut delili bulduğumuz yolsuzlukların bu tablosunu sizinle paylaşıyorum. Tekrar ifade edeyim, İçişleri Bakanlığı, tüm teamüllerine aykırı olarak daha önce hiç görülmemiş şekilde İBB müfettişlerimizce görülen dosyalara el koydu. Bu, tarihte görülmemiş bir şey değildir, tekrar altını çiziyorum.
2,5 milyar dolarlık yolsuzluğu ispat eden dosyalara keyfi şekilde bakanlıkça el konulması ve sümen altı edilmesi, uyduruk bilirkişi raporları dayanak yapılarak ya da savcılıklarca ne yazık ki büyük bir kısmı zaman aşımına uğratılarak, böyle patır patır patır kovuşturmaya yer yok kararlarının verilmesi kurumsal ve ahlaki çürümedir, yozlaşmadır, keyfiliğin zirvesidir.”
İMAMOĞLU'NUN SAVUNMASININ 1. GÜNÜNDE NELER SÖYLEDİ?
İMAMOĞLU'NUN SAVUNMASININ 2. GÜNÜNDEKİ İFADESİ
İmamoğlu, söz konusu işlemlerin son 3-3,5 yıl içinde yapıldığını belirterek, “Beni ve yol arkadaşlarımı da ifade ettiğim gibi hiçbir delil olmadan tutuklu yargılamaya devam ediyorlar” dedi.
“AK PARTİ DÖNEMİNDE İBB’NİN DÖNEMİNDE 13,5 MİLYON DOLARA ALDIĞI ARAZİNİN 5 YIL SONRAKİ DEĞERİ 2 MİLYON DOLAR ÇIKTI”
İmamoğlu, AK Parti döneminde İBB tarafından gerçekleştirildiğini belirttiği taşınmaz alımlarından örnekler vererek, “Milletimiz bu ikiyüzlülüğü kesinlikle görüyor, birkaç hususuyla birlikte de somut olarak size göstereceğim” diye konuştu.
İmamoğlu, 33 dosyanın tamamını anlatmayacağını, bunlardan 3, 5 dosyayı aktaracağını belirterek, Başakşehir’deki bir taşınmazın alımına ilişkin de, “24 Ekim 2016 tarihinde, Başakşehir'de, askeri alan niteliğinde bir özel mülk. O günün kuruyla, 13,5 milyon dolar karşılığı bedelle İBB tarafından satın alınıyor, kamulaştırılıyor. Bakın askeri alanın içinde” dedi.
İmamoğlu, müfettiş raporunda söz konusu taşınmazın doğrudan temin yoluyla satın alındığının, taşınmaz malikleri vekilinin eski AK Parti Maltepe İlçe Başkanı olduğunun ve taşınmaz bedelinin doğrudan bu kişinin hesabına gönderildiğinin belirtildiğini söyledi. Taşınmazın imar planlarında “askeri stratejik alan” olarak fonksiyonlandırıldığını aktaran İmamoğlu, bu nedenle Büyükşehir Belediyesi’nin herhangi bir hizmetinde kullanılmasının mümkün olmadığını ifade etti. İmamoğlu, “Yani ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 7 yıldır başkanıyım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin askeri bir birliği yok. Yani öyle bir gücü yok, kuvveti yok, öyle bir sorumluluğu yok. Askeri stratejik alan diye görünen yer kamulaştırılıyor” dedi.
“AK PARTİ YÖNETİMİ TARAFINDAN 13,5 MİLYON DOLARA ALINAN ARAZİNİN GERÇEK DEĞERİNİN 5 YIL SONRA 2 MİLYON DOLAR OLDUĞU ORTAYA ÇIKIYOR”
İmamoğlu, 2021 yılında müfettişlerin taşınmaz için gayrimenkul değerleme raporu hazırlattığını belirterek, şöyle devam etti:
“2021 yılında, bakın 2021, aradan kaç sene geçmiş? 2016, 2021, 5 sene geçmiş. Müfettiş arkadaşlar, gayrimenkul değerleme raporu yaptırıyorlar burada. Askeri alanda olduğu için güncel değerini 5 yıl sonra 13 milyon 350 bin lira olarak tespit ediyorlar. Yani 2 milyon dolar yapıyor o günkü kurla, 2021 yılının kuruyla, 2 milyon dolar. Özetle, İBB AK Parti yönetimi tarafından 13,5 milyon dolara alınan arazinin gerçek değeri 2 milyon dolar olduğu çıkıyor hem de 5 yıl sonra.”
“KAMUNUN KASASINDAN HIRSIZLIK YAPILMIŞ”
İmamoğlu, bu işlemde kamu zararının 11,5 milyon dolar olduğunu ifade etti ve söz konusu taşınmazın İBB’nin herhangi bir işine yaramadığını belirterek, “Stratejik askeri alan. Bakın bu çarpıcı bir örnek, 13,5 milyon dolar. Resmen kamunun kasasından hırsızlık yapılmış. Hırsızlık yapılmış. Başka bir tarifi yok” ifadelerini kullandı.
“SADECE 4 GÜN SONRA 81 MİLYON LİRA KÂR”
İmamoğlu daha sonra KİPTAŞ’ın Bahçeşehir’de gerçekleştirdiği arsa alımını örnek gösterdi. “Burada birilerinin cebine 27 milyon dolar aktarılmış. Hem de çatır çutur, 4 günde, bakın 4 günde” diyen İmamoğlu, AK Parti döneminde KİPTAŞ’ın Bahçeşehir’den 300 milyon liraya bir arsa satın aldığını söyledi. İmamoğlu, Büyükşehir Belediyesi müfettişlerinin raporunda KİPTAŞ’ın araziyi rayiç bedelin çok üzerinde bir rakama satın aldığının tespit edildiğini belirtti. İmamoğlu, zararın ödemenin yapıldığı 11 Ocak 2016 tarihi itibarıyla yaklaşık 50 milyon dolar olduğunun ortaya konulduğunu söyledi.
Arsanın, KİPTAŞ ile ilişkiye geçecek başka bir firmaya 7 Ocak 2016 tarihinde 49,5 milyon liraya satıldığını belirten İmamoğlu, aynı firmanın araziyi yalnızca 4 gün sonra, 11 Ocak 2016 tarihinde, 130 milyon liraya KİPTAŞ’a sattığını kaydetti. İmamoğlu, “Satın alan, aldırılan firma, yalnızca 4 gün sonra 2016'nın parasıyla tam 81 milyon lira kâr ediyor. O günün güncel kuruyla 27 milyon dolar... Bakın 27 milyon dolar. Yani bir firma araziyi alıyor, sadece 4 gün sonra neredeyse 3 katına araziyi satıyor. Ve kime satıyor? İBB'ye. KİPTAŞ çok güçlüdür, gayrimenkulü bilir, bölgeyi bilir, araziyi bilir. KİPTAŞ'a bu zeki kişi, bu kurnazlar bayağı göstere göstere kazık atıyor, 27 milyon doları da cebine indiriyor” ifadesini kullandı.
İmamoğlu, eski dönem İBB yönetimine ilişkin olduğunu söylediği dosyaları anlatarak, kamu zararına yol açıldığını ileri sürdüğü işlemlerle kendi hakkında yürütülen yargılamayı karşılaştırdı.
“BENİM SÖYLEDİKLERİM DUYUM DEĞİL, SOMUT VE NET”
Fatih’te, İstanbulluların Vatan Caddesi’nde lunapark olarak bildiği araziyi örnek gösteren İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi, burayı 2017 yılında Metal Yapı’dan yaklaşık 430 milyon liraya, o günkü kurla 119 milyon dolara satın alıyor. Oysa firma, araziyi 2011 yılında Fatih Belediyesi’nden yalnızca 13 milyon dolara, yaklaşık 25 milyon liraya almış” dedi.
İmamoğlu, araziyi satın alan firmanın daha sonra imar planı değişikliğinden yararlandığını belirterek, “Firma 2011’de 13 milyon dolara aldığı araziyi, 2017’de 119 milyon dolara satıyor. Ancak mesele bununla sınırlı değil. Firma araziyi Fatih Belediyesi’nden aldıktan sonra, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi imar planlarını değiştirerek arazinin değerlenmesini sağlıyor. Burası lunapark arazisiyken imarlı hâle getiriliyor” diye konuştu.
Sürecin planlı yürütüldüğünü kaydeden İmamoğlu, firmanın yönetim kurulu başkanına ait iki dilekçeye işaret ederek, “Bu dilekçelerin nüshaları orada. Belgelerde, firmanın alacağı parayı nerelerde kullanacağı ve işlemlerin 'Cumhurbaşkanlığı nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda kararlaştırıldığı' belirtiliyor. Bunlar duyum değil; dilekçelerde yazıyor, belgeyle anlatıyorum” ifadelerini kullandı.
İBB Teftiş Kurulu’nun incelemeleri sırasında dosyanın İçişleri Bakanlığı tarafından devralındığını belirten İmamoğlu, taşınmazın 2021 yılında yeniden değerlemeye tabi tutulduğunu belirtti. İmamoğlu, “Müfettişlerimiz, değerleme sonucunda İBB’nin satın alma tarihindeki değer ile güncel piyasa değeri arasındaki farkın 106 milyon dolar olduğunu tespit ediyor. Böylece firmanın Fatih Belediyesi’nden 13 milyon dolara aldığı taşınmaz, Cumhurbaşkanlığı’nın bilgisi dâhilinde olduğu belirtilen süreçte İBB’ye 119 milyon dolara satılmış oluyor. Kamu zararı ve vurgunun toplamı 106 milyon dolardan fazla” diye konuştu.
Arazinin önce lunapark ve yeşil alan olarak alındığını, ardından imar planının değiştirildiğini ve taşınmazın yeniden İBB’ye satıldığını söyleyen İmamoğlu, şöyle devam etti:
"BÖYLE BİR SOYGUN OLAMAZ"
“Daha kötüsü ne biliyor musunuz? Arazi bugün yeniden eski imar durumuna dönmüş. Böyle bir soygun olamaz! Söz konusu iddialar duyumlara dayanmıyor. Tekrar ediyorum: ‘Mış, muş’ yok. ‘Duymuştum’, ‘duyum’, ‘beyan’ yok. Kamunun kasasından, beytülmalden, milletin parasından 106 milyon dolardan fazla bir tutardan söz ediyorum. Bakın, bunlar dedikodu ya da duyum değil; somut, net. İddia ederek ve inançla söylüyorum: O 106 milyon dolar, o firmanın sahibinin cebine gitmemiştir. Duyum değil, içimden söylüyorum: O 106 milyon dolar o firmanın sahibinin cebine git-me-miş-tir! Nokta.
Kamu aleyhine planlı bir şekilde vurgun yapanlar serbest. Bunu ortaya çıkarmak için bütün denetim kurullarını harekete geçiren Ekrem İmamoğlu ise Silivri’de. Ellerinde ne var? Sıfır! Bir laptop, bir bilgisayar; başka bir şey yok. Birbirlerine ne dediler, ne demediler… Ortada belge de yok.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17-25 Aralık sürecinde Başbakan olduğu dönemde yaptığı açıklamayı hatırlatan İmamoğlu, şunları kaydetti:
“'Yolsuzluk denildiğinde ben şunu anlarım: Devletin kasasından para çıkıyor mu, çıkmıyor mu? Eğer devletin kasasından para çıkmıyorsa buna yolsuzluk diyemezsiniz.' Tekrar ediyorum: ‘Devletin kasasından para çıkıyor mu, çıkmıyor mu?’ Alın size devletin kasasından çıkan para. Hem de öyle küçük bir meblağ değil. Listenin altında 2,5 milyar dolar yazıyor. Üstelik bu, yalnızca 33 dosyadan oluşan liste.
Merak ediyorum, Sayın Cumhurbaşkanı buna ne diyecek? Dilekçelerde işlemlerin 'kendi onayıyla gerçekleştirildiği' belirtiliyor, iddia bu. Buna göre, bizzat kendi onayıyla İBB’nin kasasından 106 milyon dolardan fazla para çıkıyor.
“BEN AHTAPOTUN KOLLARINI BİLMEM”
Biz söz konusu olduğumuzda yoktan var edilen yolsuzluk suçlamalarıyla karşılaşıyoruz. AK Parti dönemine gelindiğinde ise somut delillere dayandığını söylediğimiz yolsuzluk dosyaları ortadan kayboluyor, buharlaşıyor. İçişleri Bakanlığı dosyalara el koyuyor, savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar veriyor, bakanlık da ‘Getirin, bunları ben inceleyeceğim’ diyor. Bu neye benziyor? Ahtapotun kollarına! Ahtapotun kolları ifadesini ben ortaya atmadım. İlk kimin söylediğini hatırlıyorsunuz, değil mi? Biz tutuklanmadan önce Sayın Cumhurbaşkanı ‘Ahtapotun kolları’ demişti. Ben ahtapotun kollarını bilmem. Benim bildiğim, balık lokantalarındaki ahtapot kolları. Başka bir yerde görmedim. Dünya âlem, meselenin yolsuzluk olmadığını biliyor. İstanbul’dan çıkıp Türkiye’yi gezelim. Yağma, rant, imar rantı, yolsuzluk deyin; herkesin aklına gelecek kişiyi, grubu ve partiyi ben biliyorum. İddialı konuşuyorum: Yüzde 80, en az yüzde 80!”
“YAPILMAMIŞ BİR İŞ, YAPILMIŞ GÖSTERİLİYOR”
İmamoğlu, savunmasında bilgi işlem alanındaki bir iş için 154 milyon liralık ödeme yapıldığını, ancak işin gerçekte gerçekleştirilmediğini ileri sürdü. İmamoğlu, “Devlette bakanlık yapmış bir kişi, seçime iki üç ay kala, henüz yapılmamış bir iş için ‘Yapıldı’ diyor. Üstelik söz konusu iş bilgi işlemle ilgili. Hüseyin Bey de burada; alınganlık yapmasın ama o dönemde de burada yoktu. Hani bizi bilgi işlem üzerinden casuslukla, şunlarla bunlarla ilişkilendiriyorlar ya… İşte yapılmamış bir iş, sonradan bakanlık yapmış bir kişinin, o dönem genel sekreter yardımcısı olan kişinin imzasıyla yapılmış gösteriliyor. Çok enteresan. Belli ki seçimde paraya ihtiyaç var” dedi.
Söz konusu ödemenin 8 Nisan 2019’da yapıldığını belirten İmamoğlu, o tarihte henüz mazbatasını almadığını hatırlaarak, “Peki, bu para ne zaman ödeniyor, sevgili dostlar? 8 Nisan 2019’da. Henüz mazbatam verilmemişti. 31 Mart seçimlerinden sonra kazanacaklarına çok inanıyorlardı. Seçimden hemen sonra, yine o kişinin imzasıyla 8 Nisan 2019’da bu ödeme yapılıyor. Hatırlayın, ben mazbatamı ancak 18 gün sonra alabildim” diye konuştu.
İnceleme yapan görevlilerin işin gerçekleştirilmediğini tespit ettiğini kaydeden İmamoğlu, “Arkadaşlarımız inceleme yapıyor ve işin gerçekleştirilmediğini, böyle bir işin hiç olmadığını tespit ediyor. Dosya hazırlanarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruluyor. Savcılık ise kovuşturmaya yer olmadığına karar veriyor. Hani meşhur bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın var ya… Dün de bahsettim, bu dosyada da karşımıza çıkıyor. Her konuda karar veriyor. Bilgi işlemden ticari işlemlere, gayrimenkulden başka alanlara kadar her şeyi biliyor. Bilmediği iş yok” ifadesini kullandı.
“İMARSIZ ARAZİYE İMAR VER, İBB’YE SAT, SONRA İMARI YENİDEN DEĞİŞTİR!”
Lunapark arazisine ilişkin açıklamalarını sürdüren İmamoğlu, “Ne güzel dünya, değil mi? İmarsız araziyi ucuza satın al, sonra Büyükşehir Belediyesi o araziye ticari konut imarı versin. İmarsız bir araziden söz ediyorum. Bir araziye ticari konut imarı verilsin, bu imara göre değerleme yapılsın ve ardından arazi İBB’ye satılsın. Para ödendikten sonra İBB imarı yeniden değiştirsin, kendi satın aldığı arazinin değerini düşürsün. Böylece belediyenin kasasından 106 milyon dolar birilerine verilsin ve herkes yoluna devam etsin” değerlendirmesinde bulundu.
İddia ettiği sürece benzer bir örnek bulamadığını söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Bunu örneklerle anlatmaya çalıştım ama benzerini bulamadım. Tarihte örneği yok. Bir örnek aradım; Dreyfus Davası’na baktım, antik döneme baktım. Şurada, burada böyle bir örnek bulamadım” dedi.
İstanbul’daki yapılaşmaya ilişkin de gözlemlerini aktaran İmamoğlu, “Şimdi dedim ki arkadaşlar, Zeytinburnu doldu, Bakırköy doldu, Fikirtepe üst üste bindi, üst üste. Ya bir analiz yapın bakalım en azından gözünüze çarpan, İstanbul tamamen tarumar. Gözünüze çarpan bir kısım projelerde ne çıktı ortaya?” ifadelerini kullandı.
"85 MİLYAR DOLAR SOYULDUK EY HALKIM"
İmamoğlu, 2007-2019 yılları arasında geliştirilen projelerde yapılan imar tadilatlarıyla elde edilen ilave alanların değerinin, dönemin kuruyla 85 milyar dolara ulaştığını söyledi. Hesaplamanın yalnızca 130 proje üzerinden yapıldığını belirten İmamoğlu, mevcut imar haklarının hesaplamaya dahil edilmediğini, yalnızca imar tadilatlarıyla eklenen metrekarelerin değerinin hesaplandığını ifade etti. Hesaplamanın ne 2020 yılındaki ne de bugünkü değerler üzerinden yapıldığını vurgulayan İmamoğlu, 85 milyar doların dönemin kuruyla 3 trilyon 950 milyar liraya karşılık geldiğini söyledi. İmamoğlu, “Tam o zamanki kurla, 3 trilyon 950 milyar lira, 85 milyar dolar İBB’nin yaklaşık 10 yıllık bütçesi. Bakın o günkü imar değerlerini dolar olarak dönün, endeksleyin bugüne, eskalasyon edin, bir bakın bakalım kaç dolar yapıyor, hesapta zorlanacaksınız. Dolar bazında İstanbul 2-3 kat değerlendi. 85 milyar dolar soyulduk ey halkım, soyulduk. Sevgili İstanbullular, soyulduk” diye konuştu.
“SADECE 130 PROJE İNCELENDİ”
İmamoğlu, incelenen projelerin çoğunun imar planı tadilatları ve özel plan onaylarıyla kamu mülkiyetindeki donatı alanlarının özel sermayeye devredildiği projeler olduğunu söyledi ve “10 yıllık İBB bütçesi, 130 projenin değişiklikleri, fonksiyon değişiklikleri veya mevzuat dışı uygulamalar nedeniyle detaylı olarak değerlendirdik arkadaşlarımla. Bu projeler imar plan tadilatları, özel plan onaylarıyla çoğunlukla kamu mülkiyetindeki donatı alanlarının özel sermayeye devredilmiş olan projelerdi. Alışveriş yapıyorsunuz, geçerken görüyorsunuz koca koca binalar ve koca koca yapılar. Ama Bakırköy'ün sahilinde, ama Etiler'de, ama TEM yolunun kıyılarında” dedi.
Projelerden örnekler veren İmamoğlu, Şehrizar Konakları’nın bulunduğu alanın Karayolları tarafından kamulaştırıldığını ve Emlak Konut’a devredildiğini anlattı. İmamoğlu, 2005’ten itibaren önce İBB, ardından bakanlık tarafından SİT alanı ve Boğaz silüetine rağmen yapılaşmaya açıldığını, mahkeme kararlarıyla iptal edilmesine karşın projede ısrar edildiğini iddia etti.
"İBB TARAFINDAN ÖZEL PROJE ALANI İLAN EDİLEN BÖLGEDE BAKANLIK İNŞAAT ALANI OLUŞTURDU"
Koru Florya projesine de değinen İmamoğlu, imar planında sağlık tesisi ve afet helikopter pisti olarak belirlenen kamu arazisinin, 2009’da TOKİ tarafından yapılan planla 150 bin metrekarelik ticaret alanına dönüştürüldüğünü söyledi. Söz konusu arazinin geçmişte hastane yapılması amacıyla devlete bağışlandığını belirten İmamoğlu, bu alandaki plan değişiklikleri ve davalara dikkati çekti. Hattat Tower ve 16/9 kulelerini de örnek gösteren İmamoğlu, 16/9 kulelerinin İstanbul’un tarihi silüetine zarar verdiğini ve UNESCO’nun uyarıldığını söyledi. Halkalı’daki Tema Park alanına ilişkin de konuşan İmamoğlu, 2010’da İBB tarafından özel proje alanı ilan edilen bölgede bakanlığın 600 bin metrekarelik inşaat alanı oluşturduğunu ifade etti.
“FİKİRTEPE’DE EMSAL 2,5’TAN 4,5’A, 5,5’A, 6’YA ÇIKTI”
İstanbul’daki yapılaşma yoğunluğuna ilişkin örnekler veren İmamoğlu, Fikirtepe’deki emsal artışlara dikkati çekti. Kendi ailesinin de geçmişte Göztepe’de inşaat yaptığını anlatan İmamoğlu, 1997 yılında bir mimarla hazırladıkları projede yapı yoğunluğunu azaltmak için imar haklarının bir bölümünü kullanmadıklarını söyledi. İmamoğlu, o dönemde Beylikdüzü’nde 1,5 emsalin yüksek kabul edildiğini, Fikirtepe’de ise emsalin önce 2,5 olduğunu belirterek, “Ne oldu biliyor musunuz? 4,5 oldu, 5,5 oldu, 6 oldu” dedi.
Üsküdar sahilindeki yapılaşmaya da değinen İmamoğlu, sahil alanlarının büfe ve restoranlara verildiğini söyledi. Yeşil alan, SİT alanı, afet alanı ve Boğaz silüetinin imar uygulamalarında gözetilmediğini vurgulayan İmamoğlu, “Ama onlara binada rant de, imar rantı de, emsal artışında bayılıyorlar” diye konuştu. İmamoğlu, 2004 sonrasında İstanbul’da yeni bir yapılaşma anlayışının hâkim olduğunu belirterek, şehir plancılarının tutuklanmasının tesadüf olmadığını savundu.
“BİZDEN ÖNCEKİ DÖNEMDE GÜZEL İSTANBULUMUZUN YAĞMALANACAK BİR ARSA OLARAK GÖRDÜLER”
İmar uygulamalarıyla kamuya ait alanların yapılaşmaya açıldığını söyleyen İmamoğlu, şehir plancılarının kamu yararına aykırı projelere karşı çıktığını ve bazı projelerin durdurulmasını ya da değiştirilmesini sağladığını söyledi. İmamoğlu, “Bizden önceki dönemde, işte az önce sadece 130 projede 85 milyar dolar, o günkü dönemdeki değerlerinin oluşturduğu toplam rakam. 2009-2019 arasındaki rant odaklı planlamanın sonucu” dedi. Donatı alanlarının yerleşimlerin ihtiyaç duyduğu kültür, dini tesis ve sağlık tesisi gibi alanları kapsadığını anlatan İmamoğlu, bu alanların ortadan kaldırılmasıyla imar rantı oluşturulduğunu öne sürdü.
Kendi yönetimlerinin kamu yararı ve sosyal donatı odaklı planlama yaptığını söyleyen İmamoğlu, “Mesele zihniyet meselesidir. Bizim planlama felsefemizin odağında, İstanbullulara ve İstanbul'a hizmet var. Ama bizden önceki dönemde ise güzel İstanbulumuzu yağmalanacak büyük bir arsa gibi gördüler” dedi.
Cumhurbaşkanı’nın geçmişte İstanbul için kullandığı “Biz bu şehre ihanet ettik” sözünü de hatırlatan İmamoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı boş yere ‘Biz bu şehre ihanet ettik’ demedi” dedi. İmmaoğlu, Tema Park alanındaki yapılaşmaya ilişkin bir anısını anlattı. İmamoğlu, görüştüğü bir yetkilinin kendisine Cumhurbaşkanı’nın projeyi gördüğünde, “Ya temayı anladık da bunun parkı nerede?” dediğini aktardı.
“2009-2019 ARASINDA 2 BİN 278 PARSELDE İMAR ARTIŞI YAPILDI”
İmamoğlu, savunmasında imar planı değişikliklerine ilişkin tablolar üzerinden de değerlendirmelerde bulundu. 2009-2019 yılları arasında donatı alanlarından imarlı alanlara geçiş, fonksiyon ve yapılaşma şartlarındaki değişiklikler ile plansız alanların imara açılmasını kapsayan düzenlemeler sonucunda 2 bin 278 parselde imar artışı yapıldığını söyledi. İmamoğlu, “İstanbul'da sadece 2009-2019 arasında parsel bazlı imar artışı ya da imarsız yere imar verilen arsaların sayısı. 2278. Bakın 2 değil, 27 değil, 270 değil; 2278. Arkadaşlarım bunu didik didik, bütün meclis kararlarını didik didik ettiler” diye konuştu.
“İBB’NİN İMAR KOMİSYONU EMLAK OFİSİNE DÖNÜŞTÜ”
Parsel bazlı imar artışının arsanın yapılaşma hakkını ve değerini artırdığını anlatan İmamoğlu, bu değişikliklerin çevredeki yeşil alan, park, okul ve trafik ihtiyaçları gözetilmeden yapıldığını bildirdi. İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin imar komisyonu emlak ofisine dönüşmüştür ve emlak imar pazarlama ofisine dönüşmüştür” dedi.
“RANT VE YAĞMA ORGANİZASYONU”
Kendi yönetimleri dönemindeki uygulamaları da anlatan İmamoğlu, yedi yılda parsel bazlı imar değişikliği sayısının 69 olduğunu belirtti. Bu değişikliklerin hukuken kazanılmış hakların uygulanması veya kamu yararına yapılan düzenlemeler olduğunu belirten İmamoğlu, "Özellikle kalın kalın çiziyorum, imar artışına yönelik müellifi bizim yönetimimiz olan tek bir plan değişikliği yapılmamıştır. Sıfır. Yedi senede kimse kapımızı çalamamıştır" dedi.
İmamoğlu, önceki dönem ile kendi yönetimlerini karşılaştırarak, “Çok net, sıfır. 2278, sıfır” ifadelerini kullandı. Önceki yönetim döneminde gerçekleştirildiğini anlattığı uygulamaları “rant ve yağma organizasyonu” olarak nitelendiren İmamoğlu, “Buradan büyük bir yağmadan bahsediyorum. Bu dönemde tarifsiz, gerçekten büyük bir yağmadan bahsediyorum. Bizden önceki yönetim tarafından bizzat siyasi kadrolarıyla da yönetilen rant ve yağma organizasyonu ağır bir kent suçudur. Ağır bir kent suçudur. 10 milyarlarca dolarlık bu usulsüz uygulamaların her bir dosyası yargı konusudur” dedi.
“EVİNDEN ALINAN BİR FONCU BÜROKRAT DUYDUNUZ MU?”
Savunmasında artan soruşturma ve gözaltı uygulamalarına da değinen İmamoğlu, muhaliflere yönelik işlemleri eleştirdi. Gazeteci Murat Ağırel’in gözaltına alınmasını gündeme getiren İmamoğlu, milyarlarca liralık işlemlerle ilgili olduğunu söylediği kişilere aynı şekilde işlem yapılmadığını belirtti. İmamoğlu, “Peki siz evinden alınan bir foncu siyasi duydunuz mu şu ana kadar? Evinden alınan, milyarları götüren bir foncu siyasi duydunuz mu? Bir foncu bürokrat duydunuz mu?” diye sordu.
“EY MUHALİFLER, BİRLİK OLUN, OMUZ OMUZA OLUN”
Muhaliflere ve topluma birlik çağrısı yapan Ekrem İmamoğlu, “Ey muhalifler, ey toplumun yüzde 80'ini temsil eden sevgili halkım, birlik olun, bir araya gelin, omuz omuza olun, kalabalık olun, tepkinizi gösterin. Bu büyük bir aymazlık. Bu, her türlü hakkınıza, hukukunuza, bilgi alma hakkınıza, şehirlerdeki hakkınıza, her şeyinize, seçme ve seçilme hakkınıza, bir hükümeti değiştirme hakkınıza göz koyanların ortaya koyduğu tavırdır” ifadesini kullandı.
“İKİ FARKLI İNSAN, İKİ FARKLI GÜN AMA AYNI CÜMLELER”
İmamoğlu, savunmasında "etkin pişmanlıktan" yararlananların beyanlarını da eleştirdi. İmamoğlu, “İtirafçıların tutumları öyle bir noktaya geldi ki Sayın Başkan, Sayın Heyet, kusura bakmayın; artık size değil, iddia makamına bakarak ‘Oldu mu, doğru mu, iyi söylüyor muyum?’ diye onay bekler hâle geldiler” dedi. İmamoğlu, itirafçıların ifadelerinden, “Ben önceki verdiğim ifadelerin hiçbirini kabul etmiyorum, çıkmak için söyledim.”, “Bu ifademdeki konuların tamamı uydurmadır.”, “Gazetelerde boy boy çıkmıştı, ben de onun aynısını söylemek zorunda kaldım.”, “Bana falancayı vereceksin dediler.”, “Önüme geleni imzalamışımdır.”, “Konuşma kesilip montajlandı.”, “Duyuma dayalı her şey, herkes bilir.”, “Soruşturma aşamasında duyduğum bir bilgi.”, “Hissettim.” örneklerini sıraladı.
İmamoğlu, “İki ayrı itirafçı, farklı tarihlerde ifade vermiş. Bir sanık bu ifadeleri yan yana koydu. Noktasına, virgülüne kadar aynı beyanlar! İki farklı insan, iki farklı gün ama aynı cümleler… O cümleleri kim kurdu” diye sordu.
İmamoğlu, “Bir itirafçının savcılık ifadesi yaklaşık 14 saat sürmüş. Ancak tutanakta sorular yok, yalnızca cevaplar var. İnsan, 14 saat boyunca konuşulduğunu düşünüyor ama hangi cümlenin önce soruda kurulduğunu, hangisinin cevaba geçirildiğini bilmiyoruz. Aleyhe bir cümle gerekiyorsa bir gecede ifadeye giriyor. Lehine olan bir cümle ise 14 saatlik ifadede bir kez bile tutanağa yazılmıyor. Aleyhe olan kayda geçiriliyor, lehe olan dışarıda bırakılıyor” ifadelerini kullandı.
“TUTUKLULUKTA GEÇİRİLEN GÜNLER GERİ GETİRİLEMEZ”
İmamoğlu, şunları kaydetti:
“Bu dosyadaki en ağır ve acımasız uygulama tutuklamalardır. Her işlem geri alınabilir, düzeltilebilir, telafi edilebilir. Ancak tutuklulukta geçirilen günler geri getirilemez. Bir babanın kaçırdığı bayramı, bir annenin çocuğuna sarılamadığı geceyi kimse geri veremez.
Tutuksuz yargılama esastır, tutuklu yargılama istisnadır. Bunu ben değil, kanun söylüyor. Anayasa söylüyor. Hele seçilmişler ve ekipleri söz konusuysa tutuklama için gereken eşik çok daha yüksek tutulmalıdır” diyen İmamoğlu, "Dava açıldığında 100’ü aşkın insan tutukluydu. Sonradan eklenen dosyalarla bu sayı daha da arttı. Bunlar yalnızca rakam değil. Her biri bir ev, bir aile, bir çocuk, bir anne, bir baba, bir dede, bir torun, bir sofra demek.”
“238 GENÇ SINAVLARINA GİREMEDİ”
Tutuklamaların yalnızca kendi davasıyla sınırlı olmadığını kaydeden İmamoğlu, 19 Mart sonrasında gözaltına alınan ve tutuklanan öğrencileri de gündeme getirdi:
“19 Mart sonrasında kaç öğrenci, kaç genç gözaltına alındı, kaç kişi tutuklandı? 593 öğrenci gözaltına alındı. 17, 18, 19 yaşındaki gençlerden söz ediyoruz. 238 kişi tutuklandı. Bu çocuklar sınavlarını kaçırdı. Bunun hesabını hangi vicdan verecek? 238 genç aylarca hapiste tutuldu.
Aylarca içeride kaldılar; eğitimlerini aksattılar, sınavlarına giremediler. Ne oldu biliyor musunuz, Sayın Başkan, Sayın Heyet? Hepsi beraat etti. Peki, neden hapse atıldılar? Millî iradeyi ve Saraçhane’yi savundukları için. Her birinin bir evi, bir ailesi var. Sabahın köründe kapıları çalındı, çocuklar uyandı ve karşılarında polisi gördü. O sabahtan beri uyuyamayan anneler var. Çocuklar artık uyuyamıyor.”
“YARGILANMADAN KAÇAN NAMERTTİR, BU DAVA SİSYASİDİR”
İmamoğlu, geçmişte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İBB Başkanlığı dönemindeki yargılamaları hatırlatarak, mevcut durumla karşılaştırma yaptı. “Yıl 2002. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin eski başkanı Sayın Erdoğan ve 37 sanık yargılanıyor. Kaç kişi tutuklandı biliyor musunuz? Yalnızca üç kişi. Üçü de sıradan çalışanlardı ve iki ay içeride kaldılar” dedi.
İmamoğlu, Erdoğan’ın bir gün bile tutuklu kalmadığını belirterek, “Yargılanmaktan kaçan yok. Yargılanmadan kaçan namerttir, şerefsizdir, namussuzdur. Aramızdaki tek fark, o yargılanırken bir gün bile tutuklanmamış olmasıdır. Ben Türkiye’nin birinci partisinin cumhurbaşkanı adayıyım. 16 milyon İstanbullunun seçtiği belediye başkanıyım. Dün dördüncü kez yenilenen Türkiye Belediyeler Birliğinin başkanıyım. Buna rağmen bir buçuk yılı aşkın süredir Silivri’deyim” dedi.
İmamoğlu, “Bir buçuk yıldır neden buradayım? Seçimi iptal ettiler, olmadı. Önce 13 bin 600 oy farkıyla kazandığım seçimi yeniledim ve 806 bin oy farkıyla kazandım. Beni sandıkta yenemediler, onun için buradayım. Kendi söyledi: ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır.’ Seçimde sonuç alamayınca bu kez tutuklayarak başarmak istediler. Bu dava siyasidir. Bunun adı siyasettir. Yazıktır, günahtır” diye konuştu.
Ekrem İmamoğlu, duruşmaya verilen aranın ardından savunmasına devam edecek. ANKA














