Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, İBB davası kapsamındaki savunmasının ikinci günü başladı.
İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 99. günü, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde yapılıyor.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, eşi Dilek İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, oğlu Selim İmamoğlu ve partililer de duruşmayı izleyenler arasında yer alıyor. Özel, salona girdiğinde izleyicilerin olduğu bölümden "Özgür Başkan, özgür Türkiye" sesleri yükseldi.
İMAMOĞLU 1. GÜN SAVUNMASINDA NE DEDİ?
Tutuklu sanıklar saat 11:44'te salona getirildi. İmamoğlu, salona girdiğinde izleyiciler, "Cumhurbaşkanı İmamoğlu", "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz" ve "Türkiye'nin geleceği burada yazılıyor" sloganları attı.
Halk TV'ye kayyum atanmasına da tepki gösteren izleyiciler, "Özgür basın susturulamaz" şeklinde hep bir ağızdan gazetecilere seslendi.
KILIÇDAROĞLU TANIK OLARAK DİNLENSİN
Ekrem İmamoğlu, savunmasına devam ederken CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınmasıyla ilgili olarak tanık olarak dinlenmesini talep etti.
“BUGÜN YAŞANANLARIN SORUNU DÜNDEDİR”
Ekrem İmamoğlu, İstanbul’a dün 1986’dan bu yana yaşanan en fazla yağışın düştüğünü dile getirerek, “Bugün yaşananların sorunu dündedir, bugünde değildir ve ne yazık ki aynı akılla yollarına devam etmek isteyen bir zihniyetle mücadele eden bir belediye başkanı ve onun arkadaşları, onun teknik arkadaşları ağırlıklı olarak burada tutsaktır. Yol arkadaşları, belediye başkanları burada tutsaktır ya da başka davalardan başka bir şekilde tutsaktır” diye konuştu.
İçinde bulunduğu durumu, “kötülerle mücadele” şeklinde adlandırdığını söyleyen İmamoğlu, Halk TV’ye kayyım atanmasının da fon soygununun da kendileriyle ilişkili olduğunu söyledi.
İmamoğlu, “Dün Meclis’e fonla ilgili kanun tasarısının sunulduğu esnada oraya bir Maliye Bakanı'nın göbeğindeki kurum SPK'nın başkanının gelememesi bizimle ilişkili. Bütün Türkiye'nin ve aziz milletimizin bütün bunları görmesini diliyorum. Görmelerini engelliyor olabilirler, geliyor olabilirler ama bilsinler ki aile büyüğümün dediği gibi, kulağımızı 87 milyonun kulağını kesemeyeceklerine göre bu kulaklar duyacak. Bu kulaklar duyacak. Duymaları için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bu vurgunlara karşı dimdik duracağız” dedi.
“31 MART’TA ŞOK OLDULAR, ALABORA OLDULAR”
İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik 19 Mart operasyonunun düzeninin 31 Mart 2024 itibarıyla kurulduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
“Beklemedikleri bir yenilgiyi aldılar. Beklemedikleri. Şok oldular. Ters yüz oldular, alabora oldular. Sayın Özgür Özel'in liderliğindeki siyasi mücadele muazzam bir zafer kazandı, millet adına. Bu zafer, 25 yıllık siyasi haritasındaki tek kaybı olmuştur AK Parti'nin. Dolayısıyla 2024'ün hemen sonrasında tetiğe basıldı. Süreç konuşulmaya başlandı. Kesemedikleri bu kulak, bunu duymaya başladı. Ne zaman? Mayıs, Haziran aylarında duymaya başladı: İstanbul'a ve sana gelecekler. Ve biz, bu müdahalenin ilk yerinin, özellikle kurcaladıkları noktanın sonrasında bütün üyelerini değiştirerek ahmak davası ile ilgili istinafta kararı çıkartmayı başardıkları o davayla ilgilenmeleriyle öğrendik.
Kapılarını nasıl aşındırdıklarını, oradaki insanları nasıl tehdit ettikleriyle öğrendik. 2024'ün Mayıs, Haziran aylarında ve akabinde yaz döneminde İstanbul'a bir başsavcı atanacağını, bunun bir bakan yardımcısı olacağını ve İstanbul'da bir operasyona başlanacağını, Temmuz'da Haziran'da duydum. Ben bunu arşivi açın bakın bu kaygılarımı ve bu duyduklarımın karşısındaki sert cevabımı ya Ağustos sonudur ya Eylül başıdır, Sözcü TV'ye katıldığım bir programda alıp izleyin oradaki tepkimi göreceksiniz. Yargının üst düzey yetkilileri, İstanbul'da da Ankara'da bunu konuştu. Ve bu duyduklarımın en yakın şahidi… Ki kendisiyle çok büyük bir uyum içerisinde millete hizmet yolunda and içmiş bir kimlikle Sayın Özgür Özel çok iyi bilir. Çünkü onunla bu süreçlerdeki hangi tespiti yakalamışsam paylaştım. Kendisi de biliyorlar. Evet Ekim'in başında siyasi görevden hukuksuz bir biçimde İstanbul'a atanan görevlendirilmiş kişi, İstanbul'daki mücadelesine, benimle olan mücadelesine başladı ve bu mücadele işte 19 Mart'a gelene kadar Esenyurt'la birlikte kendini göstermeye başladı.”
“AKIN GÜRLEK'İ ARADIM RANDEVU İSTEDİM"
Ekrem İmamoğlu, Akın Gürlek İstanbul’da göreve geldiğinde, hayırlı olsun ziyareti için kendisini aradığını anlatarak, şunları söyledi:
“Aradım, ‘Sizden randevu istedim bir hafta 10 gündür randevu vermiyorsunuz. Niçin vermiyorsunuz?’ dedim, ‘Çok yoğunum’ dedi. ‘Sizi İstanbul Valisi ziyaret etti teamül gereği İstanbul Valisi’nden sonra ziyaret etmesi gereken kişi benim’ dedim. Yine o hiç unutmadığım kulağımda duran tiz sesiyle, ‘E ben hemen çözmeye…’ dedi. ‘Çözmek değil bana bu hafta randevu verin ya da vermeyin’ dedim. Bu kadar net. Çarşamba günü 30 Ekim'e randevu verdi. Saati de belli, kayıt da var. 30 Ekim sabahı o kişi Esenyurt Belediyesine operasyon yaptı.Bir gün önce de o randevuyu iptal etti.
Bakın, bütün bunlar bir sistemli sistem, sistemli, örgütlü bir çalışmanın muamelesidir. Onun için kimse bize sistemden, örgütten bahsetmesin. Onun için bunların hepsi o davanın bir parçası. Ama bunları bir sanık olarak yapmayacağım. Kendimi aklamak için de yapmayacağım. Çünkü aklanması gereken kişi ben değilim. Aklanması gereken birinci kişiyi biliyorum, ikinci kişiyi de biliyorum, üçüncü kişiyi de biliyorum. Sıralamasını yaptım, isimlerini vermeyeceğim. En az benim kadar 87 milyon bu üç kişiyi tarifleyecektir. Aklanması gereken onlardır ve onlar olacak. Hem millet huzurunda, hem yargı huzurunda, hem yüce Yaradan huzurunda.”
“HUKUK KILIFINA SOKULMUŞ SİYASİ OPERASYON”
19 Mart’tan bu yana yaşananları anlatmaya çalıştığını dile getiren İmamoğlu, “19 Mart sabahından bugüne kadar ve her durakta aynı şeyi göreceksiniz. Hukuk kılıfına sokulmuş bir siyasi operasyon, hem de vahşi bir operasyon. İçinde işkence var. İçinde zulüm var. İçinde insan haklarına aykırı her şey var. Bu dosyanın içinde kaybolmayacağım, bu dosyanın üzerinden geçeceğim. Her hukuksuzluğun üstünde bir an duracağım, gösterip yoluma devam edeceğim. Çünkü bu dosyada hukuksuzluklar, hukuksuzluklar o kadar çok ki ve o kadar bariz ki, her birinin dibine dalmaya ömür yetmez” şeklinde konuştu.
“HÜKMÜ MİLLET VERECEK”
İmamoğlu, bugün burada yargılananın kendisi değil bu iddianame, iftiraname olduğunu belirterek, “Onu yazdıranlardır ve onu yazanlardır. Hükmü de her zaman ifade ettiğim gibi ve her zaman olduğu gibi, tarihten nice örneklerini göreceğiniz gibi millet verecek. Bu ülke darbeleri tanır, tankla yapılanı da tanır, muhtırayla yapılanı da tanır” dedi.
19 Mart operasyonlarının ardından yaşananları milletin gördüğünü söyleyen İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Demokrasi tarihimiz bu tür mücadelelerin verilmiş ve verilmiş bir tarihtir. Onun için bu millet darbeleri bilir. Kazanılan hiçbir hak da bedelsiz kalmadı. Yassıada'da, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta mahkemelerinde nice masum insan ağır bedel ödemiştir bu ülkede. Taraflar değişti, sanıklar değişti ama sonuç hiç değişmedi. Bir türlü de akıllanmıyoruz. Erki eline alan, ‘Bu hatalar yapılmıştı, ben bu ahlakça hataları yapmayayım’ diyemedi. Niye diyemedi? Toplum vicdanında lanetlenen mahkeme kararlarını tarih yazdı. Adnan Menderes'e, Fatin Rüştü Zorlu'yu, Hasan Polatkan'a idam cezası verenler bugün nasıl anılıyor bir baksınlar. Gencecik Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan'a, Hüseyin İnan'a idam cezası verenler nasıl anılıyor dönüp bir tarihe baksınlar.”
"EVİMİN KAPISINA YÜZLERCE POLİS GELDİ"
İBB’ye yönelik 19 Mart operasyonlarının ramazan ayına denk geldiğini hatırlatan İmamoğlu, şunları anlattı:
“Ramazanda en vahşi olmayı, en vahşi perdeden, en büyük kinle, nefretle bakmayı bile geri tutmadılar. Ramazan ayında bir sabah değil bakın, sabah değil, sahurunu yapmış bir insanın, daha henüz uykuya dalamamış haliyle kapısına dayandılar Ekrem İmamoğlu'nun. ve bütün arkadaşlarımın.
Zifiri karanlıkta evimin kapısına yüzlerce polis geldi, yüzlerce! Ve 5-6 kademe, 5-6 kademe canım polisimizi kapıya dizdiler. Kim? Koltuğunu sağlama almak isteyen bir kişi ve onun aparatı! Ev bastı! 15,5 milyon insanın cumhurbaşkanı adayı olarak istediği insanın, 16 milyon insanın koca kadim İstanbul'u emanet ettiği insanın kapısına dayandı.”
"NE SAVUNMASI? TÜRK MİLLETİNE İHANET ETMİŞ İNSANLARSINIZ..."
Ekrem İmamoğlu, dün yaptığı savunmayla ilgili, “Savunma yap” eleştirilerinin geldiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Ne savunması? Boynunuzu aşağı eğin bu kararı alanlar, siz Türk milletine ihanet etmiş insanlarsınız. Bu ülkenin insanlarına; demokrasiye, adalete, Cumhuriyete ihanet etmiş insanlarsınız. Çağırdınız da gelmedik mi? Adaletten mi kaçtık? Sorgulamadan mı, hangi denetimden kaçtık? Elinizde ne var? Nereden kaçtık? Korkaklar! Randevu bile veremediniz. Telefonumuza bile bakamadınız. Korkaklar! Çok netim ben. Ciğerim yanıyor, bu milletin ciğeri yanıyor. İki elim yakalarında! Bu dünyada adalet önünde, öbür dünyada mahşerde iki elim yakalarında! Bunu bilsinler. Kin ve nefret taşımıyorum, hiç taşımadım. Ama bu millet için bunu yapacağım. Hayatım ne kadar varsa o kadar mücadele edeceğim. Çocuklarımın önünde, 16 milyon İstanbullunun Belediye Başkanının kapısına yüzlerce polis... Niye?
“SİZİ ŞOVMENLER, SİZİ FONCULAR…”
Bugün bir yandaş vasat basın demiş ki: ‘Ben dün şov yapmışım.’ Sizi şovmenler sizi, foncular sizi! Benim evim de barkım da belli. Benim gizli tapum yok. Gizli tapusu olanlar düşünsün. Benim her şeyim belli. Didik didik edin, her şeyim belli benim. Her şeyi belli olmayanlar kendini göstersin. Manşet: Şov... Şovu o sabah yaptılar. Niye biliyor musunuz? ‘Bak padişahım ben ne kadar güzel yaranıyorum sana. Bak sen öyle dedin ama ben daha iyisini yaptım’ Bunları tarih gördü. Bu dalkavukları tarih gördü.”
"AMAÇ İFADE ALMAK DEĞİL, GÖRÜNTÜ"
Hakkında daha önce de soruşturmalar açıldığında, ifadeye gittiğini aktaran İmamoğlu, "19 Mart'ta telefon etsen gelmez miydi? Yok. O tiz sesini dün gibi hatırladığım kişi, birisinin karşısında paye edinecek. Çünkü bir süre sonra bakan olacak. Söz almış. Benim dilimin kemiği yok. Her şey çok net bende. Ben çünkü gökten hiçbir şeyi zembille almadım. Emeğimle aldım, terleyen alnımla aldım. Sırtımdan akan terle aldım. Seçimler de öyle, paramı da öyle kazandım, malımı da öyle kazandım, her şeyi. Ama amaç ifade almak değil ki, amaç görüntü" diye konuştu.
"İDDİA MAKAMI SINIFTA KALDI"
İmamoğlu, gözaltına alınmasının ardından toplantı ve gösteri yasağı ilan edildiğini, avukatların Vatan Emniyet Müdürlüğü'ne ve vatandaşların Saraçhane'ye yürüyerek ulaşabildiğini hatırlatarak, "Böyle bir rezillik var mı ya" dedi.
İBB Davası'nda yedi aydır "dedikodu yapıldığını" savunan İmamoğlu, "İddia makamı ne sorabildi? Hiçbir şey. Sınıfta kaldılar, sefil oldular. Ne sordu? Bir şey gösterdi mi size? Gördünüz mü? Görmediniz, göremeyeceksiniz. Çünkü yok" ifadelerini kullandı.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yargı makamlarının fon krizine odaklanması gerektiğini belirterek, partisinin fon iddialarının araştırılması için Meclis'e önerge verdiğini ancak önergenin Cumhur İttifakı tarafından reddedildiğini kaydetti ve herkesin mal varlığının incelenmesi çağrısı yaptı.
İmamoğlu, "Verelim hesabı hep beraber. Veremezler, her tarafından pislik akıyor çünkü. Bir avuç insan kümelenmiş. İktidar falan değil, milleti aldatıyorlar. Önce AK Partilileri, sonra ortaklarını, ardından milleti aldatıyorlar. Bunun hesabını Allah huzurunda ve bu ülkede yargı huzurunda verecekler. Göreceğiz aldatanı" dedi.
Emniyette dört gün boyunca hücrede tutulduğunu aktaran İmamoğlu, bu hücrelerin pis, idrar ve uyuşturucu kokusu içinde yerler olduğunu öne sürdü. İmamoğlu, "'Bak, biz Ekrem İmamoğlu'nu dört gün burada tuttuk arkadaş.' Sonra bunu herkes için yaptılar. Foncuları ise orada tutmadılar" ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, "AK Parti'nin Grup Başkanvekili bana yolsuzluk edebiyatı yapıyor. Ne kadar çok bağırıyorsa bilin ki onun paçalarından pislik akıyordur. Ben FETÖ döneminde AK Parti'nin çevresinde çok bağıranları gördüm, hepsi FETÖ'cü oldu. 'Çok bağıranlardan uzak durun' dedim arkadaşlarıma. Bir iki ay sonra çoğunu tutukladılar, gözaltına aldılar. Bugün de çok bağıranların mutlaka hesabı vardır, söyleyeyim" dedi.
"SAVCI, 'SİZ YARIN CUMHURBAŞKANI OLURSUNUZ, SİZ BİZİ YARGILARSINIZ' DEDİ"
Ekrem İmamoğlu, İBB soruşturması kapsamında ifade verdiği savcının kendisine, "Sayın Başkanım, bugün biz burada oturuyoruz, sizi yargılıyoruz; siz yarın Cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz, siz bizi yargılarsınız" dediğini iddia etti. Savcıya, "Ya siz kimsiniz, biz kimiz? Bu kafayla mı bizi yargılıyorsunuz?" diye karşılık verdiğini anlatan İmamoğlu, söz konusu savcının bugün Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü olduğunu söyledi. İmamoğlu, yaşadıklarını uydurmadığını, olayın tanıklarının ve kayıtlarının bulunduğunu savundu.
"DEVLETİN TRT'Sİ 87 MİLYONUN PARASIYLA BİZ KÜFRETTİ, BİZE HAKARET ETTİ"
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin TRT'si benim param, benim. Sizin paranız, 87 milyonun parasıyla bize küfretti, bize hakaret etti" diyen İmamoğlu, soruşturmanın siyasi operasyon olduğunu öne sürdü.
31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından başsavcının bakan yardımcılığından İstanbul'a atanmasını, 18 Mart 2025'te diplomasının iptal edilmesini ve 19 Mart'ta gözaltına alınmasını aynı sürecin parçaları olarak değerlendiren İmamoğlu, "Belgeler bizim tarafımızda, takvim onların tarafında" dedi.
Soruşturma dosyasına gizlilik kararı getirilmesine rağmen bilgilerin basına sızdırıldığını iddia eden İmamoğlu, iddianame hazırlanmadan önce kendisinin ve yol arkadaşlarının suçlu ilan edildiğini belirterek, "Bu bir hukuk süreci değil, bir itibar suikastıdır. Lekelenmeme hakkının ihlalidir, masumiyet karinesinin ihlalidir. Kimin lekelenmeme hakkı ihlal ediliyorsa, kimin masumiyet karinesi çiğneniyorsa, kime iftira atılıyorsa bunu yapan namussuzdur, şerefsizdir. Bu kadar net" diye konuştu.
İmamoğlu, davada sanıkların yakınlarının da gözaltına alındığını ve tutuklandığını, itirafçı olmaları için baskı gördüklerini öne sürerek, "Özgürlük karşılığında isim, tahliye karşılığında cümle. Bunun adı itiraf değil, bunlar takastır" ifadesini kullandı.
"PARA GİZLEMEK, TOPRAĞA GÖMMEK, BENİM BÖYLE YÖNTEMLERDEN HABERİM YOK"
İmamoğlu, babasının tarlasını niye kazdılar diye düşündüğünü de ifade ederek, şunları kaydetti:
“Hatta telefonda espri yaptık: ‘Yandaki tarlayı da söyle de kazsınlar, belki de ekin ekersin yani. Senin yerine orayı da tarasınlar.’ Adamın kuyusuna niye bakarlar? Para arıyorlarmış! Kapalı yazdıkları kapıları kırıp içeri giriyorlar. Bunu yazanlardan şüphe etmeye başladım. Yazanlardan ve yazdıranlardan şüphe etmeye başladım. Bu yöntemleri bilenler yapabilir bu işi. Ben bu yöntemleri bilmem. Benim böyle yöntemlerden haberim yok. Yazdıktan sonra para gizlemek, toprağa para gömmek, kuyunun dibine altın koymak… Çok mu merak ediyorum yani? Avrupa ülkelerinde hesap açtırmak! Offshore’da hesap açtırmak! Vallahi ben bilmem. İsviçre’de, Lüksemburg’da veya bilmem hangi adalarda, şurada burada bu hesaplar nasıl işler, ben bilmem.”
Ekrem İmamoğlu, babasıyla ticaret yaparken 1994, 1997, 2001 ve 2008 ekonomik krizlerinde çok sıkıntı çektiklerini anlattı. Ticaret yapmayı sevdiklerin ama parayı sevmediklerini söyleyen İmamoğlu, “Bu parayı sevenler, bu işi nerede saklıyorsa, ne yapıyorsa demek ki bir yöntem biliyorlar. Buraya yazmışlar ama bizimle ilgisi yok. Olmadığı da ortaya çıktı zaten. Çünkü yok, yok” dedi.
“İDDİANAME, BİR HUKUKÇUNUN DEĞİL, BİR MANŞETÇİNİN KALEMİDİR”
Duruşmaların 9 Mart’ta, yani tutuklanmalarından bir yıl sonra başladığını, hala insanların neyle suçlandığını öğrenemediğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, şöyle devam etti:
“İddianameyi okuyan herkes bir şeyi hemen fark eder: Bu metin, bir hukukçunun değil, bir manşetçinin kalemidir. ‘Ahtapotun kolları’, ‘güç zehirlenmesi’, ‘gasbetti’ bile deniyor. Böyle bir suçlama yok ama. Çünkü bu kelimeler mahkeme için değil, ekran için yazıldı. Seviyorlar. Bu işi seven basın mensuplarını yanlarında taşımayı da seviyorlar. Ama ağır yük oldu kendisine. Peki, bu iddianame neye dayanıyor? Bunu ben söylemeyeceğim, iddianame kendisi söylüyor. Örgüt şemasının hemen üstündeki cümle şöyle: ‘Soruşturma kapsamında elde olunan başka etkin pişmanlık hükümlerinden başta, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan örgüt mensuplarının beyanları olmak üzere, tüm deliller bir arada nazara alındığında…’ Başta belge değil, bakın. Başta banka kaydı değil. Başta dinleme değil. Başta itirafçı! Yani ‘mış, muş’. Demiş, söylemiş. Bu binanın temeli bu kelime. O temelin nasıl döküldüğünü de biraz önce anlattım. İddianame bir şeyi daha kendi ağzıyla itiraf ediyor. Bir eylemde benim için ‘Doğrudan talep eden kişi olmasa da…’ diyor. Birçok olayda, yapılmamış olduğunu kabul ediyor: ‘Her ne kadar bu eylemde yer almasa da…’ ve benzeri ifadeler kullanıyor. Talep eden değil, anlaşan değil, eylemde yok ama cezanın başına o ismi yaz! Bu şekilde davranılan birkaç isim daha var.”
“DAVANIN HİKAYESİ: BELGE BİZDE DEDİKODU ONLARDA”
Ekrem İmamoğlu, dosyada tek bir banka dekontu, para izi, talimat yazısı, ses kaydı, görüntü bulunmadığını, tek bir “gözümle gördüm” diyen tanık olmadığını ifade ederek, “Ama her arkadaşımın ve benim tarafımızda tapular var, faturalar var, noter belgeleri var. Açıklamalarında ada, parsel, proje var. Banka havaleleri var, Hazinenin izinleri var, Sosyal Güvenlik Kurumunun ‘borcu yoktur’ yazısı var, İBB Meclisinin oy birliğiyle aldığı kararlar var, MAPEG Genel Müdürlüğünün yazdığı yazılar var, Enerji Bakanlığının aldığı kararlar var. Hepsi var! Öbür tarafta ‘mış, muş’. Belge bizde, dedikodu onlarda. Bu davanın bütün hikâyesi bu dört kelime: Belge bizde, dedikodu onlarda” ifadelerini kullandı.
"TAM BİR KOMEDİ, SAFSATA"
İddianamenin tümüyle siyasi saiklerle başladığını söyleyen İmamoğlu, şunları kaydetti:
“Eylemleri bir kenara koyalım. Rüşveti, ihaleyi, ruhsatı, raporu bir kenara koyalım. Geriye ne kalıyor? Aslında tümüyle siyasi bir hikâye. Bu dava siyasidir. Tekraren söylüyorum: Bu dava siyasidir. İddianame bu hikâyeyi saklamıyor da. Kendi eliyle dokuz başlıkta yazıyor: Bir partiyi ele geçirmek ve cumhurbaşkanı adayı olmak. Suç! Kurultay ve il kongresi, parti binası, gazeteciler, seçmen verisi, casusluk, ilçe adayları, iştiraklerle adayların eşleştirilmesi, en sonunda da o partinin kapatılması için Yargıtay’a bile bildirim yapan bir iftiraname. Tam bir komedi, tam bir safsata! Dokuzunu da iddianamenin kendi cümlesiyle okuyacağım. Her birinin karşısına bu salonda söyleneni koyacağım. Hükmü milletimiz verecek. Ama bu parayı sevenler, bu işi nerede saklıyorsa, ne yapıyorsa demek ki bir yöntem biliyorlar. Buraya yazmışlar ama bizimle ilgisi yok. Olmadığı da ortaya çıktı zaten. Çünkü yok, yok!
“KILIÇDAROĞLU TANIK OLARAK DİNLENSİN”
CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın alınma sürecine ilişkin atılan manşetlere ve suçlamalara değinen Ekrem İmamoğlu, “Benim gözümün önünde dönemin genel başkanına anlatıldı. Kendisi her şeye laf yetiştiriyor. Bu konuda cevap vermiyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konuyla ilgili tanık olarak dinlenilmesini talep ediyorum” dedi.
İddianamede, “Şimdiki hedefimiz Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı olmasıdır. Nasıl ki partinin ele geçirilmesi için fon oluşturuldu…” şeklinde bir alıntının yer aldığını ifade eden İmamoğlu, kendisinin cumhurbaşkanı olması için 2 milyar dolar fon topladığının iddia edildiğini belirtti.
"HAYATIMDA FON DİYE BİR ŞEY DEMEDİM, FONU BURADA ÖĞRENDİM"
Ekrem İmamoğlu, şöyle konuştu:
“Fon! Ben hayatımda fon diye bir şey demedim, bilmiyorum. Fonu burada öğrendim. ‘Ve bu hususta başarılı olunmuşsa şimdi de cumhurbaşkanlığı seçimi için büyük bir fona ihtiyacımız var. Bu fona katkı verenler abat olacak.’ Vallahi bunu, bu işi yapmış olan biri yazar. Ben bilmem. Bak, yapmış olan biri yazar mı? Ya da yazdırır. Tarihe dönün, bakın; vallahi bulursunuz onu. Ben bulamam, ben cahil kaldım. Şu metni, bu işi yapmış olan ya da yaptırmış olan biri yazmıştır. Ya da şu fon meselesinde milyarlar döküldü ya, onun arkasında kim varsa bunu da o yazdırmıştır. Birebir aynı kişi. Çok net bir metin yani. Benim ne aklımdan böyle bir şey geçti ne fikrimden geçti ne de böyle bir hedefim var. Yaradan şahit, arkadaşlarım şahit. Bu cümleyi kim, kime, nerede, hangi tarihte söylemiş ya? Hangi fon? Hangi hesap? Hangi banka? Günü geldiğinde bunu yazana soracağım. Allah bana o günleri gösterecek. Soracağım, soracağım. Vallahi, ‘Şunu hangi kafayla yazdın? Ne yediniz siz?’ diye soracağım. İnşallah o günleri göreceğim.
"AYLARCA MANŞETLERDE 2 MİLYAR DOLAR DİYE BİR ŞEY GEZDİ"
Kim kimin katili demiş? Kim abat olmuş? Arkasında dekont yok, hesap hareketi yok, tarih yok, fon yok; fonun kendisi yok. Yok, yok. Aylarca manşetlerde 2 milyar dolar diye bir şey gezdi. Neymiş efendim? Seçimi kazanmamız için en az 2 milyar dolar gerekiyormuş. Vallahi benim aklımdan ne 2 milyar geçti ne 2 milyar dolar geçti ne de 2 milyar dolarlık fon geçti. Demek ki bunu bilenler, 2 milyar dolarlık fonla bu işi yapmışlar, geçmişler. Acaba kim? Allah Allah! Milletimiz düşününce bunu bulacak. Ben bulamam, ben cahilim. Ben bilmiyorum. Demek ki birileri bunu böyle yapmış. 2 milyar dolarlık fon lazımmış. Benim bildiğim, sandıkta milletin oyu lazımdır. İstanbul’da sokak sokak nasıl gezdiğimi de Allah biliyor. Kimse şans vermedi. Zatımuhterem, ülkenin Cumhurbaşkanı, ‘Kıyıda köşede kalan ilçenin belediye başkanını mı cumhurbaşkanı seçeceksiniz? Binali Yıldırım’ı mı, Sisi’yi mi seçeceksiniz?’ dedi mi? Dedi. Ne yaptı? O kıyıda köşede kalmış ilçenin, tümüyle samimiyetiyle ve projesiyle milletin önüne çıkan Ekrem İmamoğlu seçimi ka-zan-dı. Nokta. Ben bunu bilirim yani. Bağcılar’ın sokaklarında başladım ilk siyasi gezime. İlk 15 gün, partinin iktidar olduğu hiçbir ilçeye gitmedim.
"VASATLIK KOKAN İNSANLAR"
2 milyar fon! Kim demiş? Sarp Yalçınkaya diye bir adam. Ben tanımam, etmem. O ondan duymuş, o ondan duymuş, o ondan duymuş, o da ondan duymuş. ‘Muş, muş, muş, muş.’ Dört katlı bir dedikodu. Ah, ah! Şimdi bu zincirleri kurarak, buradan işlemler yaparak, süreçleri çözdüm diye… Herhâlde bir savcı bir şey yazıp koşarak Başsavcının önüne gidiyor: ‘Nasıl oldu efendim, bir baksanız. Bu yalan iyi mi oldu?’ Ondan sonra Başsavcı alıyor, ‘Yok, yok, sen buna bir daha bir şeyler daha ekle’ diyor, savcı gidiyor, tekrar koşuyor. Herhâlde böyle yani. Sözüm ona bu fon rakamının geçtiği isimlerin arasında Murat Gülibrahimoğlu denen bir iş insanı var. Burada rakamları tek tek yukarıdan aşağı döküldü. Rakibimin kampanyasına 42 milyon yatırmış. 42 milyon, 2024’ün rakamlarıyla, yani üç sene önceki rakamlarla 42 milyon. Daha sonraki maddelerde bundan biraz bahsedeceğim. Milyonlarca lirayı, 42 milyonu yatırdığı kişi Murat Kurum. Ben değilim. Gak guk dediler. ‘Ya, o öyle değil de…’ falan filan! Bırak gak guku! Benim cumhurbaşkanlığı fonumu toplayan adam böyle yapacak, siz de buradan bir yalan uyduracaksınız, o yalanı da millete yutturmaya çalışacaksınız. Hadi oradan! Vasatlık kokan insanlar!"
“ÜZERİMİZE GELİNDİ, BİR TANE TERÖRİST BULUNAMADI”
En absürt konular nedeniyle bile birçok kez teftişten geçirildiklerini, 27 Aralık 2021'de haklarında özel bir teftiş başlatıldığını anlatan Ekrem İmamoğlu, şunları kaydetti:
"Kim geldi o teftişe? Ki birçok aşamada şu an benim burada yargılandığım makam aracı meselesinde de Beylikdüzü'ndeki ihaleler meselesinde de sürecin başlangıcına imza atan kasıtlı bir müfettişlik hizmeti yerine getiren AK Parti'nin milletvekili adayı olmuş Arif Yıldırım'ın, yanında 4 mülkiye müfettişiyle, bir ticaret müfettişi, bir Hazine Maliye müfettişi, MASAK ve 50'den fazla uzmanla teftiş yapıldı ve üzerimize gelindi, süreçler işletildi ama bizim kurumumuzda bir tane terörist bulunmadı.
Halbuki '557 terörist’ diyerek bizim kurumumuzdaki 90 bini aşan insan zan altında bırakıldı. Tüm personel incelendi, ihaleler incelendi, iş yeri açma ve çalışma ruhsatları incelendi, resmen bir saldırıya uğradık. O bakımdan ‘siyaseten ve ifade özgürlüğü bakımından ben bunları söylemiştim’ diye Soylu’nun daha sonra yaptığı ifadeyi de burada not düşerek, nasıl kasıtlı saldırılara muhatap olduğumuzu, buradan tekrar hatırlatmak isterim.”
“TEK BİR KURUŞ KAMU ZARARI TESPİT EDİLEMEDİ”
Ekrem İmamoğlu, bu tartışmaların sadece İçişleri Bakanı’nın söylemi olarak kalmadığını, aylarca sürdürüldüğünü ifade ederek, “Aylarca bize ‘terörist’ diye bu ülkenin başındaki Cumhurbaşkanı dahi bunu meclisin kürsüsünden, farklı meydanlarda konuşarak, gerçekten ahlaki unsurların tamamen dışında söylemlerle saldırılara maruz kaldık. Ama tekrar ifade edeyim, bu kadar soruşturma, bu kadar denetim, bu kadar kurumun içine kasıtlı bir şekilde yollanan birtakım görevliler olmasına rağmen, gururla ifade ediyorum, buradaki arkadaşlarım ve burada olmayan arkadaşlarım vasıtasıyla, tek bir kuruş kamu zararı tespit e-di-le-me-di. Nokta” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, 1600’e yakın denetim geçirmiş kurumdan tek bir kamu zararı çıkmadığını belirterek, “Bu, buradan bizi yargılayacak 155 tane eylemi uyduran iddia makamının ne kadar kasıtlı ve ne kadar siyasi bir iddianame hazırladığının da ispatı” dedi. Ekrem İmamoğlu, “Kamuya zarar vermemiş bir yönetimden suç örgütü çıkar mı? Çıkmaz. Kamunun kasasından beytülmale hiç dokunulmuş mu? Dokunulmamış. Kamunun kasasından kimsenin cebine tek kuruş girmiş mi? Girmemiş. Burada yargılanan nedir? Allah aşkına soruyorum” şeklinde konuştu.
”MURAT ONGUN YOL ARKADAŞIM”
İddianamede örgüt diye söz edilenin İstanbul Büyükşehir Belediyesinin teşkilat yapısı olduğunu yineleyen İmamoğlu, danışmanı Murat Ongun’un “yol arkadaşı” olduğunu söyledi.
İmamoğlu, Murat Ongun’un, daha önce Türkiye'nin çok köklü medya kuruluşlarında mesleki hayatını sürdürdüğünü, çok önemli kurumlarında yöneticilik yaptığını anlattı. Ekrem İmamoğlu, “2014 yılından hemen sonra da ben açıkçası kendisini hiç tanımıyordum, bir arayışımı ifade etmiştim, arkadaşlarımın yapmış olduğu tavsiyelerden bir tanesi de Murat Ongun'du. Kendisiyle tanıştık, 10 günlük görüşmemiz oldu” dedi.
“MURAT ONGUN’DAN RAZIYIM”
Bir ay kadar birlikte çalıştıklarını, süreci birlikte değerlendirdiklerini anlatan İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ve Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kendisiyle gerçekten çok nitelikli, kaliteli bir çalışma dönemi geçirdiğini belirtti. İmamoğlu, “Kendisinden razıyım. Gerçekten dürüstçe, mesleğine bağlı, çalıştığı insanla uyum içerisinde ama bir o kadar da eleştirel tarafı yüksek, yanlışı masaya koyan, doğruyu bulmak için benimle müzakere eden, karşı çıkan, kendi fikrini ortaya koyan ve tartışmalarla bir süreç yönettiğimiz bir arkadaşımız. Yani benim çalışma arkadaşım” diye konuştu.
“FATİH KELEŞ’İN İŞKENCELERE MUHATAP EDİLMESİNİ UTANÇLA İZLİYORUM”
Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş’i, 2000’lerin başına kadar giden, siyasetle hiç alakalı olmadığı dönemden tanıdığını aktardı. İmamoğlu, “Ailesini bildiğim, iyi bir sanayici, iyi bir iş insanı, çok güvenilir gerçekten itibarlı bir insan” dedi.
Keleş’in kendisinin ısrarıyla CHP’ye katıldığını, madencilik ve mermer sektöründe iş yapan bir şirketinin bulunduğunu, daha sonra İBB Spor Kulübünde başkanlık yaptığını anlatan İmamoğlu, Keleş’in başarılı işler yaptığını belirtti. İmamoğlu, “Kadim dostumun, kardeşimin, 25 yıldır tanıdığım bir insanın bu kadar başarılı işler yapmışken, burada son gelen iddianameyle dahi, yani Fatih'i oraya da ekleyelim, oradan da bir suç üstüne atalım deyip, gerçekten zalimliğin, işkencenin en üst seviyesine kadar muhatap edilmesini utançla izliyorum” dedi.
"ERTAN YILDIZ BENİM İÇİN HAYAL KIRIKLIĞI"
Ertan Yıldız ile ise 2014-19 döneminde Beylikdüzü'nde tanıştıklarını, az görüştüklerini ifade eden İmamoğlu, Yıldız iş dünyasından geldiği için yönetim şemasına katkı sunması amcıyla sorumluluk verdiğini anlattı. Göreve gelmeden önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iştiraklerinin her birinin kopuk bir uydu gibi yönetildiğini ifade eden İmamoğlu, 32 iştirakinin tamamının hesap verilebilirliğini, kurumun bir parçası olduğunu ve toplumun buradan hak talep ettiğini ve şeffaflığını öne koyarak bir mekanizma geliştirilmesi gerektiğini söylediğini kaydetti. İmamoğlu, bu nedenle güçlü bir yapı kurarak 32 iştiraki birden denetleyen yetkili olarak Ertan Yıldız’ı görevlendirdiğini belirterek, “Örgüt yöneticisi falan değildir ama sıkıntılı halleri vardır. Sıkıntı hallerini de burada gördük. Ne yazık ki benim için bir hayal kırıklığıdır” diye konuştu.
"SAVCILIK, KUYUDA ALTIN BULMUŞ GİBİ, ADEM SOYTEKİN'İN CANINA OKUDULAR"
İtirafçılardan Adem Soytekin’i 2007-2008'den itibaren tanıdığını, başarılı bir inşaatçı olarak bildiğini anlatan Ekrem İmamoğlu, “Ciddi sayıda iş üretmiştir, kamuya da iş yapmıştır. Sanki savcılık maden bulmuş gibi, kuyuda altın bulmuş gibi, biz bu Adem'den ne çıkartırız diyerek Adem'in canına okudular. Açık ve net söyleyeyim” dedi.
İmamoğlu, “Ortada bir suç örgütü yok, ortada şanlı, şerefli İstanbul Büyükşehir Belediyesi var. Yüzlerce vatansever yöneticisi var, canla başla çalışan memurları, mühendisleri ve şoförleri var. Hepsiyle de gurur duyuyorum” ifadelerini kullandı.
"KAÇAK YAPI" HATIRLATMASI
Ekrem İmamoğlu, 1996 tarihli bir haberde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığı döneminde "Kaçak yapılara ruhsat ve bağış alıyoruz" ifadelerinin yer aldığını belirterek, "Ben böyle bir şey ne dedim ne de böyle bir şeyi savunurum" ifadelerini kullandı.
1999 tarihli bir başka habere de değinen İmamoğlu, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetiminin kaçak yapılardan bağış aldığı iddiasına ilişkin haberin Hürriyet gazetesinde yayımlandığını belirterek, "Bağış alıyormuş, kimden? Kaçak yapı yapandan. Kendi suçlandığı ne varsa bana havale ettirmiş" dedi.
İmamoğlu, "Aradan çeyrek yüzyıl geçmiş, kendine yapılanı bana yaptırıyor. Ama bir farkla; ona ve arkadaşlarına belki biraz zulmedildi, 3-4 ay hapiste tutuldu ama bugün burada kadınlara, annelere, çocuklara bile acımadılar. Zulmün ve zalimliğin zirvesini yaşatıyorlar. Yazıklar olsun" diye konuştu.
"YALANI YAZAN İTİRAF ETTİ, BEDELİNİ ÖDEYEN İSE HALA SİLİVRİ'DE"
Ekrem İmamoğlu, savunmasında iddianamede yer alan "560 milyar liralık suç geliri" iddiasına tepki göstererek, şunları kaydetti:
"Aylarca ekranlarda tek bir rakam döndü: 560 milyar lira. Florya'nın bahçesi kazıldı, para çıkmadı, bavul çıkmadı, cenaze aracı çıkmadı. Florya'ya para taşındığını anlatan şoföre 'Gözünle gördün mü?' diye soruldu. Cevap yok, 'Görmedim, sadece duyumu anlattım.' Bu dosyanın anahtar kelimesi bu: 'Duyum.' Buraya kim geliyorsa 'Duydum' Ya gözünle gördün mü? 'Yok, duymuştum.' Kimden? 'E birilerinden.' İsim de yok. Sizler şahitlik ettiniz. O haberleri yazanların bir kısmı bile sonra yalan söylediklerini kabul etti. Yalanı yazan itiraf etti, bedelini ödeyen ise hala Silivri'de."
İddianamede 560 milyar liralık tutarın 160 milyar liraya düştüğünü iddia eden İmamoğlu, bu tutarın yaklaşık 110 milyar lirasının Cebeci'deki 59 numaralı eylemden, 53,5 milyar lirasının ise yurt dışı kredilerine ilişkin 60 numaralı eylemden kaynaklandığını belirtti. Metro ihalesine ilişkin 140 numaralı eylemi de gündeme getireceğini ifade eden İmamoğlu, "Bu iddianame aslında metroyu ve borç ödemeyi suç haline getiren zihinlerin bir örneği" dedi.
İmamoğlu, "Ben, 'Benim için tek kuruşun el değiştirdiğini gösteren tek bir belge ortaya konsun 87 milyon önünde özür dileyeceğim' dedim. Hala tek bir evrak, tek bir belge, tek bir ses kaydı, tek bir görüntü buraya yansımadı, yansımayacak. Ben çok net biliyorum" diye konuştu.
CEBECİ MADEN SAHASI İDDİALARI
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, örgüt yöneticisi olarak yargılanan firari iş insanı Murat Gülibrahimoğlu'nun, dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek'in kullanımına dört sıfır otomobil sunduğunu öne sürdü.
Gülibrahimoğlu'nun el konularak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yönetimine devredilen şirketinin, kamu zararı oluştuğu iddia edilen alana döküm yapmaya devam ettiğini belirten İmamoğlu, otomobillere ilişkin iddianamede bu konuya yer verilmediğini savundu. İmamoğlu, "'4 araba da ben almıştım' diye onuru olan iddianameye yazardı" dedi.
Ekrem İmamoğlu, Cebeci Maden Sahası'na ilişkin suçlamalara yanıt vererek, maden ruhsatı, döküm izni ve denetim yetkisinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nde (MAPEG) olduğunu savundu.
İstanbul Valiliği, Sultangazi Belediyesi ve ilgili kamu kurumlarının sorumluluğuna dikkati çeken İmamoğlu, 31 milyar, 80 milyar ve 110 milyar liralık hesaplamaların yöntemini sorguladı. İlgili kamu görevlilerinin mahkemede dinlenmesini talep eden İmamoğlu, "İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bu konuda atfedebilecek en küçük bir sorumluluk yoktur" değerlendirmesini yaptı.
"BU DEFTER AÇILDIĞINDA CEBECİ'Yİ KİMİN YÖNETTİĞİ BÜTÜN ÇIPLAKLIĞIYLA ORTADA"
Cebeci'deki faaliyetlerin kendi belediye başkanlığı döneminden önce başladığını belirten İmamoğlu, maden ruhsatı verme, döküm izni düzenleme ve faaliyetleri denetleme yetkisinin Bakanlık ve MAPEG’de bulunduğunu söyledi.
Ekrem İmamoğlu, Maden Bölgesi Komisyonu'nun başkanının İstanbul Valisi olduğunu, İBB'nin ise komisyonda yalnızca bir kurum olarak yer aldığını ifade etti.
Valilikte bulunduğunu ancak dava dosyasına girmediğini ileri sürdüğü komisyon toplantılarına ilişkin imza defterinin incelenmesini isteyen İmamoğlu, "Bu defter açıldığında Cebeci'yi kimin yönettiği bütün çıplaklığıyla ortada" diye konuştu.
İstanbul Valiliği'nin döküm faaliyetlerinden aylık yüzde 10 pay aldığı bir protokol bulunduğunu da iddia eden İmamoğlu, protokolün tarafı olan kamu kurumlarının sorumluluğunun araştırılması gerektiğini savundu.
Cebeci'de kaçak döküm yapıldığı iddiasını sorgulayan İmamoğlu, MAPEG, Çevre ve Orman Bakanlığı ekipleri ile Sultangazi Belediyesi zabıtasının sahada denetim yaptığını belirtti. Milyonlarca kamyon seferinden söz edilen bir alanda kaçak dökümün nasıl tespit edilmediğini soran İmamoğlu, dosyada kaçak döküme ilişkin bir tutanak bulunmadığını ileri sürdü.
İBB'nin kaçak döküm iddiaları üzerine araştırma başlattığını, CİMER şikayeti sonrasında teftiş talimatı verdiğini, Valilikten ortak denetim istediğini ve savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu anlatan İmamoğlu, "Suç duyurusunda bulunan benim. Valiliğe gelip 'birlikte çözelim' diyen benim. Ve bu konuda suçlanan da benim" ifadelerini kullandı.
31 MİLYAR LİRALIK HESAPLAMAYA İTİRAZ: KAYITLI OLAN KAÇAK OLUR MU?
Ekrem İmamoğlu, iddianamede yer alan mali hesaplamaların çelişkili olduğunu, 185 milyon 877 bin 621 ton atık miktarının ton başına 140 lirayla çarpılmasıyla 31 milyar 227 milyon liralık tutara ulaşıldığını belirtti. Bu tonajın İBB'nin resmi atık kabul belgelerinden alındığını öne süren İmamoğlu, kayıtlı döküm miktarının kaçak döküm olarak değerlendirilmesini eleştirdi.
"Kayıtlı olan kaçak olur mu? Kaçakçı kaçağını resmi deftere mi yazar?" diye soran İmamoğlu, aynı raporda harita üzerinden yapılan ölçümde 82,4 milyon ton sonucuna ulaşıldığını belirterek, iki hesap arasındaki farkın açıklanmasını istedi.
31 milyar liralık tutarın kamu zararı değil, özel nakliyecilerin ödediği bedeller üzerinden hesaplanan brüt ciro olduğunu söyleyen İmamoğlu, aynı dolgunun hem gelir hem zarar hesabına dahil edildiğini ileri sürdü, iddianamedeki 80 milyar liralık tutarın hesaplama yönteminin de açıklanmadığını belirtti.
Raporu hazırlayanlar arasında maden veya jeoloji mühendislerinin bulunmadığını, Maden Kanunu'nun da değerlendirmede dikkate alınmadığını öne süren İmamoğlu, raporun Bakanlığın İstanbul İl Müdürlüğü görevlilerince hazırlanmasına itiraz etti. Bakanlığın davada müşteki konumunda olduğunu aktaran İmamoğlu, "Bir maçın hakemi rakip takımın kadrosundan seçilirse, düdüğün nerede çalacağı baştan bellidir" dedi. Cebeci'nin ruhsatlı ve faal bir maden bölgesi olduğunu hatırlatan İmamoğlu, hesaplamaların uzmanlık ve ilgili mevzuat çerçevesinde yeniden yapılmasını istedi.
İmamoğlu, Cebeci'deki yaklaşık 100 gecekondu için 450-500 milyon liraya yakın ödeme yapıldığını, Murat Gülibrahimoğlu'nun şirketlerinin bölgedeki faaliyetlerinin ve kamu kurumlarıyla ticari ilişkilerinin kendi belediye başkanlığı döneminden önceye uzandığını belirterek, süreçte yer alan kamu görevlilerinin sorumluluğunun araştırılmasını da talep etti.
"CHP'YE, BANA, İBB'YE GİDEN TEK KURUŞ YOK"
Gülibrahimoğlu'nun banka hareketlerine ilişkin iddiaları da gündeme getiren İmamoğlu, çeşitli belediyelere, vakıflara ve kamu kurumlarıyla bağlantılı kuruluşlara milyonlarca liralık ödemeler yapıldığını öne sürdü.
Para ve araç hareketlerinin kendisiyle veya İBB'yle örgütsel bir bağlantı ortaya koymadığını savunan İmamoğlu, "Bu banka hareketlerinin hiçbirinde CHP’ye, bana, İBB’ye ya da İBB’nin bir vakfına giden tek kuruş yok" dedi.
Ekrem İmamoğlu, kendisinin Gülibrahimoğlu'nun "gayriresmi iş ortağı" olduğu iddiasının, somut belgelerle desteklenmediğini, bir itirafçının tahminine dayandırıldığını belirtti.
İmamoğlu, konuyla ilgili, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, MAPEG, İstanbul Valiliği, Sultangazi Belediyesi ve Sultangazi Kaymakamlığı yetkililerinin mahkemede dinlenmesini talep etti.
ANKA