Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 98. günü başladı.
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görülen İBB Davası’nın 98. gününde, 19 Mart 2025'ten bu yana cezaevinde bulunan Ekrem İmamoğlu savunmasının ilk gününü tamamladı. 4 gün sürmesi beklenen savunmaya yarın da devam edilecek.
CUMHURBAŞKANI SLOGANLARIYLA KARŞILANDI
Duruşmaya, tutuklu sanıklar getirildi. Tutuksuz sanıklar da salondaki yerini aldı. Ekrem İmamoğlu'nun salona getirildiği sırada izleyiciler, alkışlarla "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları attı.
İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu ve annesi Havva İmamoğlu, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, partililer ile sanıkların yakınları duruşma salonunda yerini aldı. İmamoğlu’nu izlemek üzere oyuncu İlyas Salman ve şair-yazar Sunay Akın da duruşma salonuna geldi.
Mahkeme heyeti de salondaki yerini aldı. Mahkeme Başkanı, "Dışarda izleyici olarak yoğunluk var. Basın ve izleyici bölümündeki bariyerleri kaldıralım" dedi.
SAVUNMASINDA NELER SÖYLEDİ?
Duruşmada, Ekrem İmamoğlu'nun savunması başladı. İmamoğlu öğrenim durumu için “yüksek lisans”, mesleği için “İBB başkanı” ve adli sicil kaydı için ise “yok Allah’a şükür” yanıtını verdi.
Duruşmada, Ekrem İmamoğlu'nun savunması başladı. İmamoğlu, "Öncelikle bugün burada, Silivri’de, hiç de arzu etmediğimiz bir ortamda, ülkemizin de asla ve asla hak etmediği bir pozisyonda ve insanlarımızın yüzde 75’inin, 80’inin şiddetle reddettiği bir yargılamanın içerisinde ve yine bir yargılamanın adil bir ortamda olması gerekirken, Silivri’de bir kampüste, ‘Avrupa’nın en büyük salonu' diye lanse edilen duruşma salonundayız. Gerçekten mimarisiyle bir mahkeme salonu değil, yani bir hukukun, mahkemenin bu şekilde tasarlanmasının, hepimizin sırtını yaslayacağı yargının, yargıcın bu şekilde bir kürsü nizamında olmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Böyle bir ortamda bulunmak gerçekten üzücü. Türk yargısı adına da üzücü. Bu duygularla buradayım" diye konuştu.
"DEMOKRASİ ADINA HERKESİ SELAMLIYORUM"
Her zamanki gibi Silivri’deki cezaevinden duruşma salonuna nakledildiğini belirten İmamoğlu, şunları kaydetti:
"Halkımıza, insanlarımıza sesleneceğim. Kıymetli halkıma, başta İstanbul hemşehrilerim olmak üzere bütün ülkemize, hatta dünyada demokrasiyi, adaleti takip eden ve dünyada demokrasinin, adaletin yaşaması için mücadele edenlere; ona, o duygulara, o evrensel değerlere kendini bağlı hissedenlere sesleneceğim. Bu yönüyle hem 87 milyon yurttaşımızı hem de dünyada bu şekilde düşünen bütün insanlığı sevgiyle, saygıyla, demokrasi adına, adalet adına selamlıyorum. Sözlerime başlarken, benimle birlikte bu salonda haksız yere tutsak edilmiş kıymetli yol arkadaşlarım var, dostlarım var, birlikte kaderdaşlık yaptığım insanlar var. Her birinin aylardır gözünün içine bakarak bir kader birliği yapıyoruz ve o insanlarla gerçekten tarifsiz bir tarihî dönemin içerisindeyiz. Burada bulunan ve çok yakın zamanda aramızdan ayrılan arkadaşlarımız oldu. Her birisinin yaşamı bir kitaptır. Her birisinin yaşamı gerçekten bir zulmün, zalimliğin, aileleri başta olmak üzere insanlara yaşatılanların tarifsiz duygularla kaleme alınması ve geleceğe aktarılması gereken hikayelerini barındırmaktadır.
"HER GÜN KAPIDA UMUTLA BEKLEYEN İNSANLAR..."
Buradaki arkadaşların büyük bir kısmıyla da burada tanıştım. Elbet aralarında çok özel yoldaşlık yaptığım, İstanbul’a, Beylikdüzü’ne hizmet ettiğim yol arkadaşlarım da var. Onları da diğerlerini de kucaklıyorum. Her birine birer kahraman gibi baktığımın altını çiziyorum tekrar. Ve onlarla da gurur duyuyorum açıkçası. Sadece ben değil, bence milletimiz de milletimizin büyük çoğunluğu da onlarla gurur duyuyor. Aileleri de dostları da komşuları da onlarla gurur duyuyor.
Burada her gün kapıda hasretle, umutla bekleyen insanlar var. Ve bu insanlar kilometreler yaptılar. Belki her birinin Silivri’ye geliş gidişleri dünyanın etrafında bir turu yakalamış olabilir. Çünkü sadece duruşma dönemlerinde değil, duruşmanın dışında da buradaki insanların aileleri ziyaretlere geldiler. Onlarla acılarını ve hasretlerini giderdiler. Bazıları görüşe gelemese de kapıya gelip beklediler. O insanları hangi duyguyla tarifleyebilirim, inanın zorlanıyorum. Kucaklıyorum her birini.
"TARİHİ BİR MÜCADELE HATTI KURDULAR"
Tarihi bir mücadele hattı kurdular: Aile Dayanışma Ağı. ADA diye tariflediler. Orada o umutla bekleyen güzel aileler, eşler, çocuklar, anneler, babalar var. Bazen fotoğraflarını gördüm, bazen izleyebildiğim televizyonlarda görüntülerini gördüm. Minicik çocuklar, niçin bu durumda olduklarını bilmedikleri annelerini, babalarını ziyaret ettiler. Anlam veremediler, anlamlandıramadılar. O minicik çocukların, gençlerin, evlatların; o minicik ellerinden, gençlerin yanaklarından öpüyorum. Onları sımsıkı kucaklıyorum. Eşlerini hürmetle, saygıyla selamlıyorum. Büyük bir fedakârlıkla ailelerine sahip çıktılar. Çünkü burada yaşanan şey normal bir yargılama süreci olmadı, olmuyor.
"ONLARA ZALİMLİKLER YAŞATTILAR"
İnsanların sıfır noktasında gelirleri var ve Türk yargı tarihinde akla hayale gelmeyecek zalimliklerle, işkencelerle muhatap oldular. Sürüldüler. 500-600 kilometre, Türkiye’nin farklı noktalarına gönderildiler, baskı altında kaldılar. Çünkü bu süreci tasarlayanların onlardan istekleri vardı, hukuksuz istekleri vardı. O hukuksuz isteklerine cevap alamayınca onlara zalimlikler yaşattılar. Bu manada, bu büyük ıstırabı onlar yaşarken en az onlar kadar dışarıda harap olan ailelerini kucaklıyorum.
"ALLAH ÖMÜR VERDİKÇE, AİLELERİN YANINDA OLACAĞIM"
Allah bana ömür verdikçe, özgür günlerimde hangi yetkiye, hangi imkana sahip olursam, elimdeki ekmeğimle, aşımla o ailelerin yanında olacağımı; ekmeğimi paylaşmaya kadar o insanların kaderdaşı olacağımı; sadece onların değil, bu ülkede 500 bine yakın insanı hapse koyup bunun rakamını vermekle gurur duyanların karşısında ve hapislerdeki kader mahkumlarının da yanında olup onların yaşadıkları sıkıntıları hayat boyu gözeteceğimi; bu ülkenin adaletli bir ülke olması için bir nefer gibi çalışacağımı, hukukçu değilim ama en az hukukçular kadar kendimi sorumlu hissederek mücadele edeceğimi buradan belirtmek istiyorum. Gerçekten ADA’ya ve onlara özenli bir yoldaşlık yapan kıymetli eşime ve onun yol arkadaşlarına çok çok teşekkür ediyorum."
EŞİNE SESLENDİ: SENİNLE GURUR DUYUYORUM
İmamoğlu, eşi Dilek İmamoğlu ile gurur duyduğunu vurgulayarak, "Bir tanesin sen. İyi ki varsın ve bu ailenin yanındasın. Biz, bu duruşmalarda, cezaevinde çok zorlandık. Zorlanıyoruz ailece. Ama en büyük zorluğumuzun, baş başa kaldığımızdaki en büyük sıkıntımızın, en büyük dertleştiğimiz konunun, buradaki o zalimliğe muhatap olan insanlar ve onların aileleri olduğunun da altını çizmek isterim. Allah hepimize güzel yürek versin. Bu memleketin insanlarına vicdan nasip etsin. Bu memleketin insanlarına vicdanlı yöneticiler nasip etsin. Bu memleketin insanlarına erdemli, ahlaklı, adaleti önünden ayırmayan, en güçlü anında bile adalete karşı boyun eğen yöneticiler nasip etsin" dedi.
"GÜNÜ GELDİĞİNDE HERKESİN TÜRK YARGISI ÖNÜNDE HESAP VERECEĞİNİ BİLİYORUM"
İmamoğlu, bir buçuk yılı aşkın süredir yürüttüğü hukuk mücadelesinde yanında olan avukatlara teşekkür ederek, savunma hakkını koruyan hukukçuların önemini hava ve suya benzetti. İmamoğlu, şöyle konuştu:
"Türkiye'deki hukuk sisteminin geldiği noktada mücadelelerini hak ettiği şekilde verememenin ve kurallara uygun bir biçimde süreç ilerletememenin; soruşturmanın gizliliği denen yerde her tarafından delik deşik olmuş bir torbadan su akar gibi sağa sola saçılan bilgiler varken, hiçbir avukatın bırakın bilgiye ulaşmayı, adliyeye dahi giremediği günleri yaşamanın ızdırabını onlarda gördüm, yaşadım, hissettim. Bunların her biri tarihe geçti. Her günü, her anı tarihe not düşüldü. Bunlar asla unutulmayacak. Her aktörünü, her muhatabını tarih yazdı ve günü geldiğinde elbette ki yüce Türk yargısı huzurunda ilgili olan herkesin hesap vereceğini adım kadar iyi biliyorum. Allah bana ömür verir, vermez. Ama biliyorum ki hesap verecekler. O manada bütün savunma makamını, avukatları da hukukçuları da sevgiyle, saygıyla selamlıyorum."
Ekrem İmamoğlu, avukatının tutuklu olduğunu, avukatının avukatının da gözaltına alındığını ve tutuklanmak üzere sevk edildiğini hatırlatarak, hukukçuların da baskı ve hukuksuzlukla karşı karşıya kaldığını söyledi.
Yargı mensuplarının vatandaşlara yönelik tehditkâr tutumlarına ilişkin anlatımları dinlediğini ifade eden İmamoğlu, "Ben hayatımın en ilginç bilgilerini dinledim. Yüzlerce ziyaretçimin bana gelip muhatap oldukları konuşmaları dinledim, yargı mensuplarıyla yaptıkları konuşmaları dinledim. Yargı mensuplarının onlara karşı tutum ve tehditlerini dinledim. Parmak sallamalarını dinledim. Açtım, baktım Türk Ceza Kanunu'na, böyle bir madde yok. Yani bir savcı ya da bir iddia makamını temsil eden kişi, bırakın avukatı vesaire, bir vatandaşa bile parmak sallayamaz, tehdit edemez. Bunları okudum ama bunların tam tersini yaşadım. Yaşayanlardan dinledim" dedi.
Savunmasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Türkiye'de şahsım dahi hiç kimse eleştirilemez değildir. Şamar oğlanı istikrarsız mantığıyla tamamen nefret siyasetiyle kadrolarımıza, kabine üyelerimize karşı haysiyet cellatlığı yapılmasına müsaade etmeyeceğiz. İfade özgürlüğü, önüne gelene iftira atma serbestisi değildir. Kamu adını hesap sorduğunu iddia eden herkes görevini sorumluluk bilinciyle yapmalıdır" şeklindeki açıklamasını okuyan İmamoğlu, şunları kaydetti:
"Tebrik ediyorum. Çok güzel söylemiş. Bu söz Sayın Cumhurbaşkanı’na ait. Ben de buradan söylüyorum. Kim ki ya yargılaması bitmeden ya yargılaması sonuca ermeden birisi hakkında iftira atıyor. Kim ki birisi hakkında haysiyet cellatlığı yapıyor, kim ki bir insanın ailesini aşağılıyor, çocuğunu, gencini, evladını, annesini, babasını hırsız ilan ediyor; haysiyetsizdir, namussuzdur, şerefsizdir. Kim yapıyorsa."
"İSTANBUL'UN KURTULUŞ GÜNÜNÜ FARKLI BİR ŞEVKLE KUTLADIK"
Ekim ayının ülke tarihi açısından önemine değinen İmamoğlu, İstanbul’un yaklaşık beş yıl işgal altında kaldığını belirterek, 16 Mart 1918’de başlayan işgalin 6 Ekim 1923’te sona erdiğini hatırlattı.
İstanbul’un kurtuluş gününün yeterince önemsenmediğini ifade eden İmamoğlu, "Gerçekten 6 Ekim İstanbul'un kurtuluş gününü, biz, 2019'dan sonra İstanbul yönetimini eline aldıktan sonra başka bir şevkle, başka bir bakışla kutladık, andık, anlattık, o beş yılın nasıl geçtiğini, nasıl bir zulümle geçtiğini, insanların hatta silahlı kuvvetlerimizin o dönemde nasıl saldırılara uğradığını, nasıl şehitlerin verildiğini, o dönemde sinmiş, sönmüş, donmuş, hiçbir şeyle ilgilenmiyor, duyarsız bir toplum varmışçasına bir İstanbul yaşandığı düşünülürken sokaklarında, evlerinin bodrumlarında binaların en ücra köşelerinde İstanbul'un arka semtlerinde nasıl bir milli mücadele duygusunun filizlendiğini okudukça gurur duydum insanımızla" diye konuştu.
"KIYMETLİ KARDEŞİM, GENEL BAŞKANIM ÖZEL’E TEŞEKKÜR EDİYORUM”
Kendilerinin verdiği büyük mücadelenin de 19 Mart'ta başladığını, bugünlere kadar sürdüğünü ve daha da süreceğini söyleyen İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Mücadele öyle kolay bir şey değil. Mücadele deyince ve bu sonsuz mücadele içinde birbirine inancı olan insanların, birbirine bağlılıkla, ama önce vatanı ve milleti için mücadele etmenin bilinciyle hareket ettiği noktada nasıl büyük bir güç doğduğunu da bilen bir insanım. Ama bunu en az benim kadar iyi bilip, tarihi bir mücadeleye liderlik ettiği ve her daim Türkiye için çok büyük bir gayretin, azmin, cesaretin, kararlılığın simgesi olduğu için kıymetli dostum, kardeşim, Genel Başkanım Sayın Özgür Özel'e çok teşekkür ediyorum. Aynı zamanda bütün siyasi yol arkadaşlarıma, partimin çok değerli seçilmişlerine, başta İstanbul İl Başkanımız Sayın Özgür Çelik kardeşim olmak üzere onunla birlikte mücadele eden bütün illere, bütün il başkanlarına, bütün siyasi yol arkadaşlarıma, dostlarıma, yoldaşlarıma teşekkür ediyorum.
Milletvekillerimize, yöneticilerimize, belediye başkanlarımıza, belediye meclis üyelerine sevgiyle, saygıyla, dostlukla selamlıyorum. Bıkmadan, yorulmadan, kar demeden, saldırılara, biber gazına rağmen, gözaltılara, tutuklamalara, tehditlere rağmen, haklarında açılan onlarca, yüzlerce soruşturmalara rağmen cesaretle bize muazzam bir destek veriyor olmalarından büyük bir gurur duymaktayım."
“TESADÜFÜN İĞNE DELİĞİ…”
Halk TV'ye kayyım atanmasına ilişkin de konuşan Ekrem İmamoğlu, "Sabahleyin kalktım hazırlıklarımı yaptım. Bugün telefon günümdü, haftada 10 dakika bir kişiyi arayabiliyorum. O görüşmelerimi bugün annemi babamı arayarak gerçekleştirdim. Cuma günü duruşma olacağından görüşemeyecektik. Anneciğim, ‘Halk TV’yi kapattılar, niye kapattılar’ dedi. Önce anlamadım. Sonra babam ‘Kayyum atamışlar Ekrem. Ne diyeyim oğlum yakında da kulağımızı keserler’ dedi. Bu memlekette çok enteresan şeyler oluyor. Ferhan Şensoy’un ‘tesadüfün iğne deliği’ diye bir lafı var, bugün Halk TV kayyumu tesadüf herhalde, öyle yorumlayalım" dedi.
“TÜRKİYE BAŞKA BİR FAZA ÇEKİLDİ”
Ekrem İmamoğlu, bugün İBB soruşturmasına başlanmasının hemen hemen ikinci yıl dönümü olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
“2 yıldır süren hukuksuz, vicdansız zulümle devam eden bir süreç demiştim az önce. Esasında İmamoğlu soruşturması ve İBB operasyonlarıyla Türkiye başka bir faza çekildi. 87 milyon yurttaş, 2 yıldır, her sabah bir şafak operasyonuna uyanır oldu. Türkiye Cumhuriyeti, bir operasyon cumhuriyetine döndü. Ve hiçbir şey yokmuş gibi bunu izleyenler var. Başta bu ülkenin yönettiğini zanneden hükümeti ve ortakları: hiçbir şey olmuyormuş gibi. Çıldıracağım, aklımı alıyor yani. Bu nasıl olur? Nasıl bir kişisel menfaat de böyle bir şey düşünülebilir? Her şeyin önündedir memleket yahu. Her şeyin önünde makamın mevkinin ister cumhurbaşkanı ol, ister partinin genel başkanı ol, ister vekil ol, ister bakan ol, ne olursan ol. 87 milyon yurttaşımız, her sabah bir şafak operasyonu, televizyonu açıyorsunuz son dakika. Bazen son dakikalar peş peşe düşüyor, aklınız karışıyor."
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ, OPERASYON CUMHURİYETİNE DÖNDÜ”
Türkiye Cumhuriyeti'nin, "operasyon cumhuriyetine döndüğünü", iş dünyası, belediyeler, sanatçılar, siyasi partiler ve medyanın hedef alındığını belirtti. İmamoğlu, şöyle devam etti:
"Fon vurgunu ile zirve yapan ve de sosyal medya yasakları, gazetecilere olan baskı, hani bilgi ulaşmasın bunu nasıl engelleriz bakışı enteresan bir seviyeye çıktı. Neredeyse Kuzey Kore'ye rahmet okutacağız. Kuzey Kore'ye rahmet okuyacak seviyeye çıktı. Bilim insanları, sanatçılar, ekonomistler, gazeteciler. Son 20-25 günde Lale Özan Arslan tutuklu, Fatih Ergin tutuklu, Tuğba Tekerek tutuklu, Mustafa Balcı, Sözcü Gazetesi'nde bir fotoğraf yayınladı diye tutuklu, Şaban Sevinç tutuklu, Selahattin Günday tutuklu, Ali Tarakçı ‘Bu hafta bir önemli bakan istifa edebilir’ dedi diye tutuklu! Şaşılacak bir durum ya! Tutuklu, tutuklu, tutuklu...
“TUTUKLULUK NEDİR BİLİYORUM”
Tutukluk nedir ben biliyorum. Bu tutuklama kararını veren hâkim bilmiyor ama ben biliyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin cumhurbaşkanı adayı olarak ben biliyorum. İsmail Saymaz ev hapsinde, Murat Ağırel ev hapsinde. Niye? Millet hiçbir şey duymasın! Millet hiçbir şey okumasın! Akıl alır gibi değil. Herkes sosyal medya hesaplarını kaybediyor; yasaklar, ben kaç tane geldi hatırlamıyorum artık, 20 mi, 25 mi... Yani tutuklandığımın haftasında benim 9-10 milyon takipçili sayfamı kapattılar. Habire bir şeyler açıyoruz, onlarla da uğraşıyorlar. Shadowban mi diyorlar, öyle bir şey diyorlar; yani engelleyen, gölge bir engelleme sistemine tabi tutuluyoruz yani. Uluslararası da bir iş birliği var. Nasıl beceriyorsa bunu, İletişim Başkanlığı'na sormak lazım.”
“VURGUNLAR ÜLKESİ OLDUK”
Türkiye’nin “vurgunlar” ülkesine döndüğünü söyleyen İmamoğlu, şunları kaydetti:
“Daha geçen hafta T24'ün sesini kestiler. Ve bu sabah son medya vurgunu... Biz vurgun ülkesi olduk. Zam vurgunu, milli irade vurgunu, asrın soygunu, fon vurgunu... Vurguncuların vurgunlarla yaptığı bir ülkeye dönüştü bu ülke. Ve son medya vurgunu, Halk TV operasyonu. Güzelim ülkemizi operasyon sahasına çeviren akıl, Halk TV'ye el koyup, yayınlarını kesti. Neymiş? İhaleye fesatmış, aklamaymış, falan filan… Boy boy yalanlar, boy boy iftiralar! Akılları sıra milleti kandıracaklar. Operasyon bağımlısı bakan ne yazık ki bu iktidarı da bağımlı hâle getirdi. Operasyon bağımlılığı başladı. Yalancılar girdabına tüm AK Parti'yi sürüklemiştir. Yalancılar girdabın içine sokmuştur. Türbülansa sokmuştur. Herkesi uyarıyorum. AK Parti'yi baştan aşağıya uyarıyorum. Sizi bir operasyon girdabına sokan bir süreçle iç içesiniz. Allah size akıl fikir versin. Yargı marifetiyle her kayıplarını telafi edeceklerini, kaybettikleri her şeyi… Yani milletin güvenini kaybetmişler, milletin onlara olan inancını kaybetmişler, bütün bunları telafi edeceklerini, her şeye sahip olacaklarını düşünüyorlar operasyonlarla. Zehirli sarmaşık ne yazık ki iktidarı da partilerini de zehirlemiştir. Acil tedavi ihtiyacınız var, kurtarabilir miyiz sizi bilmiyorum ama bizim derdimiz milleti kurtarmak.”
“ALLAH ÜLKEYİ BU MİNİK AKILLARDAN KORUSUN”
Ekrem İmamoğlu, Türkiye'nin en çok takip edilen haber kanalını yok etme çabasının da bir akıl tutulmasının, bir zehirlenmenin sonucu olduğunu savunarak, ”Bütün dünya bunu okuyacak. Ya biraz aklınız fikriniz yok mu? Hani bu ülkeye sermaye istiyoruz ya, bu ülkeye itibar istiyoruz ya, bu ülkeye para gelsin, yatırım gelsin istiyoruz ya, hiç mi akıl fikir yok sizde ya? Ekrem'in duruşmasının gününe bunu koyuyorsunuz. Millet daha çok takip edecek benim duruşmamı. Dünya daha çok okuyacak benim duruşmamı. Allah bu ülkeyi minik akıllardan korusun” değerlendirmesini yaptı.
İmamoğlu, bir televizyon kanalının yaşayıp yaşamamasına siyasi iktidar değil, izleyicilerin, yani milletin karar vereceğini belirterek, şunları söyledi:
“Millet beğenirse izler, beğenmezse izlemez. Yani siz benim anacığıma hangi kanalı izleyeceksin diye baskı mı kuracaksın? 80 yaşındaki anacığımı kandıracaksınız. Hadi oradan! Ya da babamı, ya da başkalarını. Hadi oradan! Millet beğenirse izliyor, beğenmezse izlemiyor. Tıpkı siyasilere gösterdiği tecessüs gibi, millet bir partiyi ya da bir siyasetçiyi beğenirse oy verir, onu iktidara taşır. Beğenmezse yüz vermez, parlamentoya bile sokmaz. Senin demenle olmaz. Seçimi iptal edersin, 13 bin oydan 806 bine çıkar farkın. Beğenmezse, bir sonraki seçimde 1 milyon 100 bine çıkar, şimdi en az 2 milyon. Milletin aklıyla alay edemezsin. Sen bu güzel insanları, 87 milyon yurttaşı hafife alıyorsun, öyle mi? Ama Allah'ın adaleti var, Yaradan izliyor, bu milletin de tokadı var, göreceğiz o günü. Yani medyanın da siyasetin de kaynağı halktır, halk! Millettir, millet! Seçilmiş siyasilere, millet iradesine saygı duymayıp operasyon çekenlerin, halkın kanalına, milletin izleme teveccühüne saygı duymasını beklemek hayalciliktir, vasatlıktır, çürümüşlüktür, çökmüşlüktür.
“HALK TV’YE YAPILAN ZULMÜ KINIYORUM”
Biz demokrasi, basın özgürlüğü ve millet iradesinin savunucularıyız, aramızdaki fark bu. Bu yüzden sırf siyasi saiklerle milletin teveccüh gösterip izlediği Halk TV'ye yapılan bu zulmü, zalimliği şiddetle kınıyorum. En şiddetli şekilde kınıyorum. Başta sahibi Cafer Mahiroğlu olmak üzere, kanalda emeklerinin, alın terinin, sözlerinin, kalemlerinin gücüyle çalışan tüm gazetecilere geçmiş olsun diyorum ve yanlarında olduğumu ilan ediyorum. Bir sözüm de Halk TV için halkımıza. Bu insanlar en zor günlerde, zaten bir elin parmağı kadar kanalımız, gazetemiz var. En zor günlerde zulümle abad olacağını sananlara teslim olmadı. Evet, Halk TV, onun nezdinde kanallara ve gazetecilere bu gözle, aziz halkımızın, milletimizin bu gözle bakmasını diliyorum. Sizlerin haber alma hakkı için adeta kelle koltukta cesaretle çalıştılar. Onlar sizi nasıl yalnız bırakmadıysa aziz milletim, kıymetli halkım çok önemlidir. Lütfen Halk TV'yi yalnız bırakmayın. Size haber ulaştıran gazetecileri yalnız bırakmayın. Kurum ve kuruluşları yalnız bırakmayın. Özgür karakterinin mesleğini yapan bu insanları yalnız bırakmayın. Haklılığını halktan alan bu kanala her alanda destek olun.”
İmamoğlu, millet iradesinin üzerinde hiçbir güç bulunmadığını ifade ederek, “Kendisini dev aynasında görenler, çok güçlü hissedenler iyi bilir ki milletin iradesi sizin o kalelerinizi kumdan kaleye çevirir, kumdan kaleye. Püf diye yıkılırsınız. Ayakta kalacak şey, bu ülkenin milleti ve bu ülkenin devleti. Ama milletin devleti, milletin. Bir partinin ya da bir kişinin devletinden bahsetmiyoruz, 87 milyon yurttaşın devletinden bahsediyoruz. Ülkeyi operasyon cumhuriyetine çeviren ve vurgunlarınızı örtmek için zulümlerinize devam ediyorsunuz ama sizi son kez uyarıyorum: Vazgeçin! Bu milletin önünde duramazsınız. Vazgeçin. Söyledim; milli irade vurgunu, zam vurgunu bitmiyor, durmuyor.”
DİLEK İMAMOĞLU HALK TV'YE KAYYUM KARARININ ZAMANLAMASINA DİKKAT ÇEKTİ
"BU VURGUN DÜZENİNE KARŞI YÜZ BİNLER BİR ARAYA GELMELİDİR"
Duruşmada, Ekrem İmamoğlu savunma yapıyor. Savunmasında özgür basını savunmanın halkı ve milleti savunmak olduğunu vurgulayan İmamoğlu, "Ben buradan tüm muhalif düşünceye sahip insanlarımıza, tüm muhalefete sesleniyorum. Birbirinizden güç almalısınız. Bu vurgunculara karşı milletçe bir araya gelmelisiniz. Bu vurgun düzenine karşı yüz binlerce insanımız bir araya gelmelidir. Milyonlarca insanımız sesini birlikte en gür şekilde çıkartmak zorundadır. Bu tarihi bir mücadeledir. Çünkü bu ülkenin en az yüzde 70-75’i bugünkü bu uygulamaların karşısındadır. Ben insanımı tanıyorum. Ben o yurttaşımın içinde büyüdüm. Ben insanımı tanıyorum" dedi.
"SAVUNMA KİTABIMIN BASILDIĞI MATBAAYI 16 POLİS BASTI"
"Bu salonda bugün sıradan bir sorgu yapılmıyor" diyen İmamoğlu, 7 Temmuz’da sorgu sırası kendisine geldiğinde itirazlarını dile getirmesinin engellendiğini ve savunma yapmayacağı yönündeki tutanağın gerçeği yansıtmadığını belirtti. İmamoğlu, sözlerinin mahkemede duyulmadığını savunarak hazırladığı savunma metnini kitaplaştırıp kamuoyuyla paylaşmak istediğini, ancak kitabın basımı için gerekli bandrolün alınmasında dahi zorluk yaşadıklarını ifade etti. İmamoğlu, "İlk kez burada anlatacağım kitap meselesini. Hiçbir yere yazmadım" dedi.
Ekrem İmamoğlu, savunma metnini kitaplaştırma sürecinde bandrollerin alınarak kitabın matbaaya ulaştırıldığını, ancak baskı başladığında matbaanın 16 polis tarafından basıldığını ve herhangi bir karar gösterilmeden basımın durdurulduğunu anlattı. Bir hafta sonra matbaaya yasaklama kararının tebliğ edildiğini belirten İmamoğlu, avukatlarının savcılık dosyasına erişmesiyle sürecin ayrıntılarını öğrendiklerini ifade ederek, polisin matbaaya "usulsüz ve bandrolsüz kitap basıldığı" ihbarı üzerine geldiğini söyledi ve "Matbaa, Türkiye'nin en büyük, en saygın matbaalarından birisi. Yani orası bandrolsüz bir kitap zaten basmaz" dedi.
İmamoğlu, 25 Ağustos 2026’da bandrolsüz kitap basıldığı yönündeki istihbarat üzerine polisin savcılığa bilgi verdiğini, Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcısının beş dakika içinde arama talimatı verdiğini anlattı. Arama kararında bandrolsüz olduğu belirtilen kitaplardan söz edilmesine karşın belirli bir kitabın hedef alınmasını ve kitaplarla bandrollerden numune alınması kararını eleştiren İmamoğlu, "Gelen bilgi ne? Bandrolsüz kitap basılıyor. Savcı ne karar veriyor? Söz konusu kitapla birlikte bandrollerden de örnek alınmasına. Bandrolsüz kitap için gidiliyor ama söz konusu kitap ve bandrollerden örnek alınmasına. Hani bandrolsüz basım yapılıyordu? Olmayan bandrollerin toplanmasına mı karar vermiş savcı" diye sordu. Ekrem İmamoğlu, emniyet ve jandarma teşkilatlarının bu duruma düşürülmesinden üzüntü duyduğunu belirterek sorumluları kınadı.
"BENİM KİTABIMDAN KORKTULAR"
İmamoğlu, matbaada yapılan aramada kitaplara yapıştırılmak üzere yasal yollarla temin edilmiş 22 bin bandrol bulunduğunu, bunun ardından soruşturmanın bandrolsüz kitap basımı iddiasından kitabın içeriğine yöneldiğini söyledi. İmamoğlu, şöyle konuştu:
"Savcılık polise diyor ki: 'Kitabı inceleyin, bana bilgi verin.' Soruşturma konusu birden kitabın içeriğine dönüyor. Nereden nereye geldik. Güya bandrolsüz kitap basılıyordu. Görevi olmadığı halde terör savcısı konuyu alıyor. Görevi değil. 'Gidin, arama yapın, delil toplayın.' demiş. Bandroller bulununca derhal soruşturma konusu değişti ve gerçek artık gizlenemez oldu. Aslında aranan delil benim kitabımdı ve yok edilmek için aranıyordu ve kitabımdan korktular. Böyle bir şey olabilir mi ya? Çünkü o kitap düzmece bir davanın iç yüzünü ortaya koyuyordu. Hukuk görünümlü bir siyasi zorbalığı kanıtlıyordu."
Savcılığın kitabın dijital örneğine, kapağına ve basılı sayfalarına el konulması talimatı verdiğini belirten İmamoğlu, polisin 340 sayfalık kitabı bir gecede inceleyerek 15 sayfalık tutanak hazırladığını aktardı. Tutanaktaki alıntılarda "şiddet, kin, nefret veya suç unsuru" bulunmadığını kaydeden İmamoğlu, kitabının siyasi bir davanın iç yüzünü ortaya koyduğu için hedef alındığını ifade etti.
"BOMBA ŞİDDETTİR, KİTAP DÜŞÜNCEDİR"
Ekrem İmamoğlu, "Millet Şahidimdir" adlı kitabının, Cumhurbaşkanı, yargı teşkilatı ve kamu görevlilerine yönelik "aşağılayıcı ifadeler içerdiği" ve "halkı kin ve düşmanlığa tahrik edebileceği" gerekçesiyle yasaklandığını belirtti. Kitapta bu yönde ifadeler bulunmadığını savunan İmamoğlu, şöyle devam etti:
"Bu kitabı tamamen hukuk dışı müdahaleler yüzünden ne ben görebildim ne de siz görebildiniz. Yargının yasa dışı işlem ve kararlarıyla da bugüne geldik. Cumhurbaşkanı'nın kitaplarla ilgili fikrini biliyorsunuz. Bombadan tesirli kitaplar olabileceğini, bu nedenle kitabın yasaklanabilen bir şey olduğunu düşündüğünü daha önce dile getirdi. Oysa bomba şiddettir, kitap düşüncedir. Kitap eğer bomba yapmayı tarif etmiyorsa, bir yerleri bombalamayı tasarlamıyorsa, insanları öldürmeyi teşvik etmiyorsa bombayla eşitlenemez. Ve benim kitabımda da bomba tarifi olmadığına aziz ve kıymetli milletim emin olabilir. Öyle bir şey yok yani benim kitabımda. Buna rağmen kitabımı yasakladılar çünkü bu davanın amacı benim yargılanmam ve gerçeklerin ortaya çıkması değildir. Bu tamamen siyasi bir davadır ve amacı beni siyaseten ortadan kaldırmak, milli iradeyi güdümlü yargı elinde şekillendirmektir. Sadece yargılama ve kitabın yasaklanması sürecinde kendimi ifade etme hakkımın nasıl engellendiğini size anlatmak istedim. Yapılanlara açıklayacak hiçbir hukuki gerekçe bulamazsınız. Çünkü mesele sadece ve sadece siyasidir. Üstelik söz konusu olan siyasetin en çirkin, en kirli, en zorba halidir. Evet, bu bir siyasi davadır ve ancak siyasi çerçeve içerisine doğru yerleştirilirse anlaşılabilir. Bu dava ancak siyasi mahiyeti görülür ve anlaşılırsa hukuki, adil bir karara bağlanır."
"KAZANDIĞIMIZ 26 BELEDİYENİN 11’İNİ ELİMİZDEN ALDILAR"
Ekrem İmamoğlu, 31 Mart 2024'te, İstanbul’un kararını verdiğini ve 39 ilçenin 26'sını kazandıklarını vurgulayarak, şöyle devam etti:
"Bildiğim kadarıyla İstanbul'da ilk. Ve de şunu da söyleyeyim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi oylarında 39 ilçenin 32'sinde 1'inci olduk. 39 ilçenin 32'sinde 1'inci olduk milletimizin o kutsal oylarıyla. 13'ünü merkezi idareyi yöneten hükümetin partisi kazandı. Bugün o haritaya bakın, bizim kazandığımız 26 belediyenin 11'ini elimizden aldılar. Bir tek sandık kurulmadan, bir tek oy kullanılmadan. Nasıl mı? 3 yolla. Birinci yol; kelepçe ve kayyum. Esenyurt az önce ifade ettiğim gibi Ekim 2024'te gözaltına alındı. Az önce söylediğim uydurma iddianameyle, kent uzlaşısı iddianamesiyle yerine bir kayyum oturtuldu. Sonra tahliye edildi ama görevine dönemedi. Hala da dönemedi. Yerine oturtulan kayyumun da ne duruma düştüğünü geçenlerde takip ettik. Aynı şey Şişli'de, Belediye Başkanımız kendisi burada, Resul Emrah Şahan Başkanımız, yine aynı şekilde 19 Mart operasyonuyla gözaltına alındı. Yine kent uzlaşısı üzerinden tutuklandı ve de Mart 2025'te de Şişli'ye kayyum atandı. Birinci yöntem bu."
"SANDIĞI TANIMAYANLAR YERİNE KAYYIMI KOYDU"
Sandığı tanımayanların, sandığın yerine kayyum olarak kaymakamı veya valiyi koyduğunu aktaran İmamoğlu, şöyle konuştu:
"İkinci yöntem, 'başkanı tutukla, meclisi değiştir' yöntemi. Bu yöntemin adımları hep aynı. Önce seçilmiş başkan gözaltına alınır, tutuklanır, görevden uzaklaştırılır. Sonra meclis toplanır, başkanvekili seçilir. Bizim aday kazanırsa seçim mahkemeye taşınır, iptal edilir. Sonra meclis üyelerine sıra gelir. Kimi gözaltına alınır, kimi bir gecede parti değiştirir ve seçim, sayılar değiştikten sonra tekrarlanır. Gaziosmanpaşa'da meclis, birkaç örnek vereceğim. Gaziosmanpaşa'da meclis çoğunluğu zaten AK Parti'ye aitti. Başkanımız Hakan Bahçetepe tutuklandı. Haziran 2025'te belediye meclisi oylamasıyla karşı tarafa geçildi. Bayrampaşa'da meclis çoğunluğu partimize aitti. Hasan Mutlu tutuklandı. Başkanvekilliği seçimini bizim adayımız kazandı. İtiraz edildi. Mahkeme seçimi iptal etti. Seçim Ekim 2025'te tekrarlandı ve belediye tek oy farkla, bildiğiniz yöntem ve usullerle ya korkuyla ya tehditle yargının da kullanılmasıyla birlikte Bayrampaşa el değiştirdi ve AK Parti'ye geçti."
"ÜSKÜDAR BİR FACİA…"
Üsküdar Belediyesi'nde yaşananları ise "facia" olarak nitelendiren Ekrem İmamoğlu, şunları kaydetti:
"Yarısını anlatabilirim, yarısını anlatmaya edebim ahlakım yetmez. Yani o edebim ahlakım onu anlatmama engel olur. Sinem Dedetaş… Yönettiği belediyeye önce bir operasyon yapılıyor. Daha sonra burada bir sistem yönetiliyor. İnsanların üzerine gidiliyor, korku salınıyor, meclis üyeleriyle ilişkilere geçiliyor. Sonra Sinem Dedetaş, Temmuz 2026'da gözaltına alınıp tutuklanıyor. Ve de Ağustos'ta yapılan başkan vekili seçimini 22'ye 18 adayımız kazanıyor. Suç duyurusu yapılıyor, mahkeme seçimi iptal ediyor. Seçim tekrarlanana kadar 4 meclis üyemiz parti değiştiriyor. 3 meclis üyemiz gözaltına alınıyor. Yani çare tükenmiyor! İkisi tutuklanıyor, biri serbest bırakılıyor ve oylamanın olacağı gün gözaltında tutuluyor önce, sonra tutuklanıyor ve 8 Eylül'de aynı meclis 23'e 19 bu sefer karşı tarafa geçiyor. Bir genç anneye, bir onurlu namuslu avukat meclis üyesine yapılanları yaradan da biliyor. Ben de çok iyi biliyorum, bu millet de günü geldiğinde öğrenecek. O insanları korumak adına bugün konuşmuyorum. Ama yapılan vahşiliği, yargı eliyle insanların nasıl yerle bir edildiğini, insanlığın, onurun, haysiyetin nasıl yerle bir edildiğini ben biliyorum. Bunu cümle alem de biliyor. Böyle bir vahşilik olamaz ya. Savcılık ne zamandan beri insanları tehdit mekanizmasına dönüşmüş? Ya bir insanın yakınının serbest kalıp kalmaması üzerinden siyasi pazarlık bu ülkenin sınırlarından içeriye ne zaman girdi? Adliyenin içerisine ne zaman sızdı bu? Arkadaş, olacak şey mi?
"ADALAR'DA ÖĞRENDİK, 2, 10'DAN BÜYÜKTÜR"
Dünya beşten büyüktür! Ama Adalar’da öğrendik ki 2, 10’dan büyüktür. Adalar’da bunu gösterdi bu iktidarımız. Neymiş efendim meclis üyeleri geçmeseymiş. Şu olmamış, bu olmazmış, olmasaymış da falan filan. Allah sizi ıslah etsin. Bu ülkede, bu insanlara bu şekilde diz çöktürmek, bizim insanımıza diz çöktürmek hem de yönetici tarafından; yani en güçlü el tarafından, hükümet tarafından, bakan tarafından, yargı tarafından bunun yapılması nasıl anlatılabilir? Ve Adalar da el değiştirdi. Hem de aynı konumdaki iki meclis üyesinin birisi göreve döndürülüyor, öbürü döndürülmüyor. Çünkü göreve döndürdükleri, iktidar lehine oy vereceği netleşiyor ama diğeri dönmem kararımdan dediği için o görevine döndürülmüyor."
“ŞU İLİN BELEDİYE BAŞKANI GEÇİŞ YAPMIŞ, VAHİM, ALLAH DÜŞÜRMESİN”
İmamoğlu, İstanbul'un ilçelerinin bu şekilde gasbedilmesinin, milletin iradesine yapılan büyük bir vurgun olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
“Ondan sonra efendim neymiş? Şu ilin büyükşehir belediye başkanı geçiş yapmışmış. Artık geçtikten sonra o parti kimsesizlerin kimsesi, kime yutturuyorsunuz bunu? Vahim yani, vahim. Allah düşürmesin. Allah o duruma düşürmesin. Utanç verici. Haysiyetini, onurunu yerlere seren, perişan eden bir durum. Ama ben o adamı düşünmüyorum. Bu ülkenin en güçlü koltuğunda oturan bir insanın bu şekilde zorlayarak bu süreçlerin nasıl yapıldığını hepimiz biliyoruz. Bu hale düşürülen toplum yazıktır. Bu ülkede vesayet diye bir şey bu ülkenin en büyük düşmanıdır. Tebayı biz hafızamızdan sileli 100 sene oldu. Ben dünyanın en onurlu toplumunda yaşıyorum, en mutluyum niye? Korkma diye İstiklal Marşı başlıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Diz çök, elini öp. Ondan sonra sağına geç, soluna geç, elini kaldır, indir, haha hihi bütün yandaşları alkışlasın. O il başkan çalışmaz ki zaten. O ilçe başkanı da nasılsa seçimi kazanırsa, beyefendi işaret edilecek, işlem yapılacak, hazırlanacak, tamamlanacak, geçiş yapılacak, kaldır elini, indir aşağıya. Bu millet bunu yutmaz. Bu millet muhtarlıktan, mahalleden seçimleri öğreneli 200 yıl oldu. Biz öyle 20-30 yıllık demokrasiyi sandığı yaşayan bir toplum değiliz. Ceketimizi alıp evimize mi gideriz biz? Bitti.
"İKTİDAR BİZİM İÇİN SALTANAT DEĞİL, BİZİM SALTANATIMIZ EVDE"
İktidar bizim için bir saltanat değil. Bizim saltanatımız evimizde. Orada da evin reisi eşim. Belki kızım, bilmiyorum. Ama öyle bir şey olmaz. Öyle bir sefalet bu ülkeye yaşatılmaz. Utanç verici. Herkes utanmalı, herkes başını öne eğmeli, herkes düşünmeli. Bunun partisi yok. Bu benim partimin konusu değil. Bu partinin o partinin konusu da değil. Bu ülkenin başındaki iktidarın bu ülkeye yaşattığı en büyük zalimliktir. Çünkü insanların haysiyetiyle oynuyorsunuz. İnsanların duruşunu etkiliyorsunuz. Ya bizde laf vardır: Mert olmak, yiğit olmak, dürüst olmak, ahlaklı olmak, satmamak, davadan dönmemek. Bu utanç verici. 25 yıl sonra bir iktidar kendisini bu duruma düşürür mü?”
“OTURDUĞU KOLTUKTAN KALKMIYOR, GİT EVİNE ÇOLUĞUNLA UĞRAŞ”
İmamoğlu, kendisinin şanslı olduğunu, babasının kendisine işini 23-24 yaşında emanet ettiğini söyleyerek, “Ama bu nasıl bir kuşak? Oturduğu koltuktan kalkmıyor. Kimin koltuğu? Milletin koltuğu. Bırak Allah aşkına milleti rahat ya. Git evine çoluğunla, çocuğunla, torununla, torbanla uğraş ya. Yazıktır, günahtır bu millete. Bu milletin aklıyla dalga geçme. Bu milletin aklı kendine yeter. Sanki kendini seçilmiş tek akıllı insan zannedersen olmaz yani. Bu millet bunu kaldırmaz, ben kaldırmam. Hiç kimse kaldırmaz, hiç kimsenin evladına kaldırmaz. Babasını çekmez çoluk çocuk kendi babasını, annesini çekmez bu kadar. Ayıptır. Bu bir gasptır. Bu bir vurgundur, milli irade vurgunudur. Ağır bedelleri olacaktır. Kişilikle oynamaktır, bu toplumun kişilik kodlarıyla oynamaktır. Ben bunu kaldıramam. Ve ben haysiyetim için yaşıyorum. Ben namusum, iffetim için, onun için yaşıyorum” ifadelerini kullandı.
“MİLLET SANDIĞI İPLE ÇEKİYOR”
Bu milletin sandığı iple çektiğini, iktidarın sandıkta kazanamadıkları belediyeleri, kelepçeyle, kayyumla, rozetle almaya çalıştığını söyleyen İmamoğlu, “Bu siyaset değildir. Ganimet anlayışı, ganimet. Belediyeyi milletin değil, kendi malları sayan bir anlayış” dedi.
Gerçekten çok tehlikeli bir durumun yaşandığını dile getiren İmamoğlu, şunları söyledi:
“Benim endişem, yurttaşın umudunu kesmesi. Ama kesmeyin. Sizin damarlarınızda, sizin genetiğinizde demokrasi vardır. 200 yıllık mücadelenin karşılığı vardır. Totaliter düzenin tam olarak istediği, sizin umutsuz olmanızdır. Umudunuzu kesmenizdir. Güçlü ve iradeli olun. Gücünüzü birbirinizden alın. Canınız sıkıldığında bir araya gelin, korkmayın. Devletimizin güzel memurları korkmayın. Öyle yandaşlık mandaşlık, geçin o işi. O işler bitti gitti. Millet millettir. Kötülüklerin hesabı sorulur. Bu millet umudu kesmeyecek. Çünkü bu millet iradesine el uzatanları her seferinde sandıkta yeniden yenmiştir. Tekrar yenecek. Bu düzenin en somut ürünü ise bu dosyadır ve bu dosya gerçekten ağır bir dosyadır. Onun için evet milletimiz direnmek ve çok çalışmak zorundadır. Evet diyorum ki diren ey halkım, diren haksızlığa, hayasızlığa, namussuzluğa diren, kötüye, çirkine, yanlışa diren ve yenilme. Yenilmeyeceğiz ve direneceğiz."
Ekrem İmamoğlu, savunmasının birinci gününü bitirdi, cuma günü öğlene kadar savunmayı toparlayacağını belirtti. Mahkeme Başkanı da duruşmayı bugünlük sonlandırdı. İmamoğlu, savunmasına yarın devam edecek. Ekrem İmamoğlu salondan ayrılırken gazetecilerin olduğu bölüme dönerek, “Hepinize geçmiş olsun. Bu zor günleri aşacağız, büyük bir gasptır bu. Allah hepinizi korusun, yanınızdayız” dedi.












