Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, politika faizini 9 ayın ardından 100 baz puan indirerek yüzde 36'ya çekti. Enflasyondaki ana eğilimde gerilemenin sürdüğüne işaret eden Para Politikası Kurulu, yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşun korunacağını bildirdi. Banka'nın, faizleri düşürmeye devam etmesi bekleniyor. Ekonomistler, ANKA Haber Ajansı'na, Merkez Bankası'nın kararını değerlendirdi.  

KREDİ FAİZLERİNDE DÜŞÜŞ OLMAYACAK

Bankacılık ve finans uzmanı Prof. Dr. Şenol Babuşcu,  Merkez Bankası'nın faizleri yüzde 37'den yüzde 36'ya çekmesinin piyasa faizlerine etkisinin ihmal edilebilir bir düzeyde olacağına, birçok bankanın faizlerinde bir değişiklik yapmayacağına işaret etti. Babuşcu, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu'nun yılın son toplantısını, 10 Aralık'ta yapacağını anımsatarak,  Merkez Bankası'nın faizleri düşürmeye devam edeceği yönünde bir beklenti olduğunu söyledi. Babuşcu, bu toplantıda da faizlerin düşürülmesi durumunda bankaların da kredi faizlerini belli bir ölçüde indirebileceğini söyledi. Babuşcu, "Ancak, bu düşüşler vatandaşın beklediği ve krediye erişim olanağı sağlayacak oranları elbette ki bulmaz.  Her şey yolunda giderse, belki 2027 yılının ikinci yarısında daha uygun kredi koşulları gündeme gelebilir" diye konuştu.

ALTIN VE DÖVİZE YÖNELİR UYARISI

Ekonomist Prof. Dr. Yaşar Uysal, hem dünyanın hem de Türkiye ekonomisinin zorlu bir süreçten geçtiğini, faiz indirim kararının yan etkilerinin iyi hesaplanması gerektiğini vurguladı. Uysal, düzenli faiz indirimi süreci için henüz erken olduğunu söyledi.  

Fon skandalı nedeniyle borsadan çıkışlar yaşandığını, buradan çıkan tasarrufların güvenli ve iyi getiri sağlayacak alan arayışına girdiğini belirten Uysal,  altın ve dövize yönelimin söz konusu olabileceğine dikkati çekti.  

Uysal, "Mevduat faizinin de cazibesini yitirmesi durumunda fiziki altına ve dövize talep artabilir. Altın talebi ithalat yoluyla dış ticaret açığında artışa yol açabilir, dövize yönelim ise kur artışlarını gündeme getirebilir" dedi.  

Uysal, ekonomide atılacak her adımın iyi tartılması gerektiğini belirterek, Türkiye’nin dış borcunun yaklaşık 540 milyar dolar olduğuna işaret ederek, dolardaki her 1 liralık artışın enflasyonu yükseltecek olmasının yanında dış borç ödemelerine de 540 milyar TL’lik ek yük anlamına geleceğini vurguladı. Olası kur artışlarının yüksek petrol fiyatları nedeniyle maliyet enflasyonunu körükleyebileceğini söyleyen Uysal, kalıcı çözüm için sadece ekonomik değil, politik, sosyal ve kültürel boyutları da içeren bütünsel bir programa ihtiyaç olduğunu ifade etti. 

FAİZLER DEĞİŞMEYECEK

Finans uzmanı Prof. Dr. Ramazan Aktaş, Merkez Bankası'nın 100 baz puanlık faiz indiriminin piyasa faizlerine son  derece sınırlı yansıyacağını belirterek, konut, taşıt ve ihtiyaç kredilerinde faizlerin değişmeyeceğini söyledi.  

Aktaş, Merkez Bankası'nın izleyen toplantıda da faizleri düşürebileceği yönündeki beklentilere de işaret ederek, faiz konusunda atılacak adımların alım gücü düşen vatandaşın kredi talebini etkilemeyeceğine dikkati çekti.  

FAİZ İNDİRİMİNDE GECİKİLDİ

Ekonomist Prof.  Dr. Hakkı Hakan Yılmaz da politika faizinin yüzde 37’den yüzde 36’ya indirilmesinin, bir puanlık düşüş anlamına  geldiğini belirterek, mevduat faizlerine etkisi hakkında ise "Bu oranlar üzerinden hesaplanan yıllık bileşik faiz, yaklaşık yüzde 44,75’ten yüzde 43,31’e gerilemektedir. Yüzde 17,5 stopaj uygulandığı varsayıldığında ise net yıllık bileşik getiri yaklaşık yüzde 35,58’den yüzde 34,57’a düşmektedir." dedi.

Gelişmiş ekonomilerde faiz artışlarının gündeme geldiği, yurt içinde ise fon dolandırıcılığı iddiaları gibi güveni ciddi biçimde zedeleyen bir krizin yaşandığını kaydeden Yılmaz, bu unsurların gerekli güven ve politika uyumu zemininin oluşturulmasında sorunlar bulunduğunu gösterdiğini söyledi. 

Yılmaz, şunları kaydetti: "Bu açıdan bakıldığında, yıl başından bu yana faiz indirimlerinde gecikildiğini söylemek mümkündür. Ancak asıl gecikme, faiz indirimlerini mümkün ve sürdürülebilir kılacak politika zemininin oluşturulmasındadır. Bu zemini sağlayacak politika kararlılığının ve uygulama kapasitesinin varlığı ise hâlâ soru işaretleri taşımaktadır. Türkiye’nin temel sorunu olan yönetim meselesi, böylece ekonomi yönetimindeki yansımalarıyla karşımıza çıkmaktadır. Asıl soru, bundan sonra yapısal açılımları da içeren hangi adımların atılacağıdır. Tartışmayı yalnızca 'faiz indi, faiz çıktı' düzeyinde sürdürmek, bu aşamadan sonra bizi bir yere götürmez." 

KAYNAKKoza TV