Tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kişisel aracını makam aracı olarak kullanmasıyla ilgili Büyükçekmece 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nce açılan davanın ikinci duruşması, Silivri’deki 2 No’lu salonda başladı.
Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kişisel aracını makam aracı olarak kullanmasıyla ilgili tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında açılan davanın görülmesine devam ediliyor. İmamoğlu’nun kullandığı makam aracının İmamoğlu İnşaat’tan belediyeye bedelsiz tahsis edildiği, özel bir şirkete ait aracın belediye başkanının makam aracı olarak kullanıldığı, aracın yakıt, lastik, bakım ve onarım giderlerinin belediye bütçesinden karşılandığı gerekçesiyle, “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla İmamoğlu hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Büyükçekmece 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nce açılan 12 sanıklı davanın ikinci duruşması, Marmara Kapalı Cezaevi’ndeki 2 No’lu salonda başladı. Duruşmada İmamoğlu ile YENİ Parti Beylikdüzü İlçe Başkanı Mülayim Demirtaş ve İBB Davası’nda tutuklu yargılanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş hazır bulundu.
"HUKUKSAL ZEMİNDE AÇILMIŞ DAVALAR DEĞİL"
Duruşmada ilk olarak İmamoğlu’nun savunması alındı.
Hakkında açılan davalara değinen İmamoğlu, “Bu davaların hiçbirisi hukuki bir zeminde hazırlanmış davalar değildir. Tümüyle hukuksuz düzenek içerisinde, aşama aşama muhalifleri gözaltına almak, mahkemelere taşımak, tutuklamak, hapse atmak... Bunun adı cumhurbaşkanı adayı olabilir, bunun adı muhalif belediye başkanı olabilir, bunun adı muhalif gazeteci olabilir, bunun adı muhalif düşünceye sahip insan olabilir. Yani bana göre 87 milyonun büyük bir kısmı bu kavramın içine girebilir. Dolayısıyla benim buradaki durumumun, açık ve net olarak ifade ediyorum ki milletimizin çok büyük bir bölümünü, en az yüzde 75’ini, 80’ini temsil ettiğimi düşünüyorum ancak hatırlatırım ki kaybeden milletimiz oluyor. Yani kaybeden, esas zarara uğrayan, zararın bedelini maddi manevi ödeyen 87 milyon yurttaşımız oluyor." dedi.
İmamoğlu, "Kişisel makam, mevki, menfaat için yargıyı da kullanarak yürütülen bu operasyonların, yapılan vurgunların sadece son 5-6 yıldaki maliyetinin maddi olarak 600 milyar dolar olduğunu belirtmek isterim. Şurada gözümüzün önünde eriyen İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'ndaki Türkiye'nin gerçek tüzel kişileri, gerçek şirketlerinin kaybı bile haftalar içerisinde trilyonları bulmuştur. Bu kadar açık ve net bir vurgunla milletçe karşı karşıyayız." ifadesini kullandı.
"UYAN EL HALKIM..."
"Net olarak ifade ederim ki yoksullaştık. Açlık sınırının altında hane sayısı neredeyse artık toplumun yarısından fazladır. Ben buradayım, buradan haykırıyorum. Uyan ey halkım, ayağa kalk ey halkım diye haykırıyorum. Haykırmaya da devam edeceğim" diyen Ekrem İmamoğlu, "Hatta ekliyorum. Korkma ey halkım diye de ifade ediyorum. Bu benim sorumluluğum çünkü ben 16 milyonu, dünyanın en güzel şehri İstanbul’un iradesini temsil ediyorum. Çünkü ben, 15,5 milyon yurttaşımızın sel olup akarak oy kullanan, kullanıp ön seçimle cumhurbaşkanı adayı ilan ettiği kişiyim. Tarihte bir benzeri yoktur böylesi bir tercih sürecinin. Dolayısıyla sorumluluğumu biliyorum ve bu sorumluluğun yükünü taşımaktan da onur duyuyorum. İfade ediyorum ki sorumluluğum çok büyüktür. Kurulmak istenen rejimin, kara düzenin, vurguncu sistemin ve Türkiye tarihinde asla kabul edilmeyecek mekanizmaların bizim bu tarihimizde ne bir yeri vardır ne de Türkiye’nin geleceğinde bir yeri olacaktır. Mücadelemin adı tam olarak da budur." dedi.
“ESNAFLIĞI ÖĞRENEREK BÜYÜDÜM”
İmamoğlu şöyle konuştu: Ben 5 yaşından beri esnaflığı öğrenerek büyüdüm. Esnaflığı öğrenmek çok kutsaldır. Hiçbir fakülteye, hiçbir eğitim sahasına benzemez. Bu kadar uygulamalı, eğer alabilecek kapasiteniz varsa, eğer iyi bir eğiticiniz varsa, eğer çevrenizdeki insanların o esnaflık ruhuyla besleniyorsanız hayatınızı en ulvi şekilde destekleyen bir süreçle hayata katılır ve yetişirsiniz. İşte tam da böyle ticareti, esnaflığı, tacir olmayı, kâr zarar nedir, iyi bilirim. Her esnafın, tacirin bir defteri vardır. O defterin iki sütunu vardır. Bir yanda gelir, diğer yanda gider. T cetveli. Yani her esnaf gelene de bakar, gidene de bakar. Sonra hesabı kapatır. Kâr mı, zarar mı? İki tarafa da T cetvelinin iki sütununa da bakar ve öyle karar verir; kar mı, zarar mı diye. Burada, 20 mahkemede de olduğu gibi iddia makamının önünüze koyduğu defterin ise sadece tek bir sütunu vardır. Bu sütun, sadece giderler yazılan sütundur. Mazot, bakım, lastik, toplam 122 bin 305 lira. Yani burada dünyanın en büyük zulmünü, en büyük mezalimini, işkencesini yaşayan bizleri, bugün tam da burada, ya mazot, bakım, lastik neden bahsediyorsun Ekrem, diye halkım düşünecektir.”
"İDDİA MAKAMI YOK HÜKMÜNDEDİR"
Savunmasına devam eden İmamoğlu, iddianameyi "iftiraname" olarak nitelendirerek, şunları söyledi:
“Her mahkemede ifade ettiğim gibi burada da ifade ediyorum ki benim için iddia makamı yok hükmündedir. İddia makamı, Türkiye yargısını temsil edemeyecek seviyesizliktedir. Kazanç sütunu yine boş bırakılmış. Yani eğer bir sanık buraya çıkıyorsa, lehine olan ne varsa yine yok sayılmış ve gider sütunu üzerinden Türk yargısı adına mazot, bakım, lastik, toplam 122 bin 305 lira... Yine 12 yıl öncesine dönelim. Hatırlatayım. O dönem Beylikdüzü Belediyesi için belediye başkanı seçildiğimden birkaç ay sonra aylık 7 bin 200 lira bedeli ile araç kiralanmak üzereydi. Yani bir belediye başkanına hizmet aracı olarak tasarlanan bir aracın aylık 7 bin 200 lira bedeli ile kiralanması söz konusuydu. Bunu ben hem o dönem evrakta gördüm hem de bana araç gösterilerek aylık kirası ifade edildi. Bugüne geldiğimizde daha iyi anlaşılması için hatırlatayım. Aylık 250-300 bin lira arası bir kiraya tekabül ediyor.
“BÖBÜRLENMEDİM”
Milyarlarca lira kazandıktan sonra tövbe hesabı kurulup, para yatırıp affedilenlerin bu pozisyonunu da bu iddianameyi yazan akla havale ediyorum. Bakayım onlara suç duyurusunda bulunabilecek mi bu iddia makamı? Diğer mahkemede de söylemiştim. Tövbe istiğfar makamı Yaradan’la kul arasındadır. Memleketin mahkemesinde ya da memleketin kanununda 'tövbe hesabı' diye bir şey olmaz. O araç 4 yıl 2 ay Beylikdüzü sokaklarında dolaştı. Pazara, okula, taziye evine gitti; sokak sokak ilçeyi arşınladı. O aracım eskidi, yenilemek zorunda kaldık çünkü yüzbinlerce kilometre oldu. Şirketim ikinci arabayı aldı. O ikinci arabayla da 6 yıl daha, yine kendi aracımla İstanbul'da hizmet etmeye devam etti. Yani ben İstanbul döneminde de mazotunu da bilmem neyini de ödeyerek kendi aracımla görevimi yaptım. Bunu da ben hiçbir yerde anlatmadım, mecbur kaldım açtığınız dava yüzünden anlatmak zorunda kaldım, anlatıyorum. Bundan da böbürlenmedim. Dolayısıyla İstanbul'un her kilometresine hizmet mücadelesinde kamu yararına hizmet etme amaçlı bir uygulamayı kendimce felsefe edindim.
“500 BİN İNSAN SOYULURKEN TERAZİ NEREDEYDİ?”
Bu dosyanın deposunu mazot değil, siyaset doldurmuştur. Yoksa 11 yıl önce verilmiş, 1 kuruş kazanç sağlamamış, tersine belediyeye tasarruf ettirmiş bir olur, bu kadar yol yapması mümkün değildi. Çoktan mazotu biterdi yani ama siyasetle dolunca maşallah gidiyor yani. Devletin bütün gücü 12 yıl önceki bir arabanın lastiğine bu kadar dikkatle bakarken 500 bin insan soyulurken, vurgun yapılırken o terazi neredeydi? Ben teraziyi iyi bilirim. Terazinin kefesinde ürün satmayı iyi bilirim. O terazide adaleti sağlamayı şükürler olsun büyüklerimden iyi öğrendim. Terazinin eşit olmasını, zarar edeceksek işletme etsin ama müşteri etmesin diyen akıldan esnaflık terbiyesini aldım ben ama ne yazık ki o terazi hep aleyhte, kamunun lehine değil, aleyhine çalışan bir düzenle karşı karşıyayız. O büyük kamu zararlarının olduğu yerde müfettişler neredeydi, SPK neredeydi; başkanı, üyeleri, Maliye Bakanı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanı neredeydi?”
CEMİL TUGAY'A GÖNDERME...
İsim vermeden AK Parti’ye katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'a yönelik te eleştirilerde bulunan İmamoğlu, şöyle de am etti:
“Mesela bir örnek daha vereceğim. Geçen gün Ankara’da kurultay davası diye tanımlanan mahkemede bir mütalaa okundu. Aynı kurultay, aynı iddianame, aynı suçlama; bana ve arkadaşlarıma hapis istendi. Aynı dosyada yargılanan bir başka kişi için ise beraat istendi. Ne değişti, biliyor musunuz? Delil mi? Hayır. Hatta çok yakın zamanda o arkadaşla biz böyle şey mektuplaştık gibi yani. O bir şeyler söyledi, ben bir şeyler söyledim, aynı şeyleri söyledik. 'Böyle delilsiz suçlama mı olur.' vesaire... Ne oldu, biliyor musunuz? Tek şey, rozet değişti. Yani 7 Ekim’de yakasına başka bir rozet takıldı, 21 Ekim’de beraat istendi. Ne tesadüf? Yani 7 Ekim’de rozeti tak, 21 Ekim’de beraat istensin. Arada 14 gün var. Bu davada da mazot konuşuyoruz. Oysa bu ülkede insanı taşıyan asıl makam aracı, sistem değişti, yeni bir sistem kurdular; rozettir. Araba taşımıyor. Artık yeni makam aracı var, rozet. Türkiye'de yeni bir makam aracı var, rozet. O rozetin ne olduğunu herkes biliyor.
“CUMBURLOP DÜŞECEKLER YERE”
Bilmiyorlar ki o rozetle bir adım gidemezler. Cumburlop düşecekler yere. Gidiyor zannediyorlar. Var ya bazı filmlerde böyle sahneler çekilir, arabanın içinde sallanırsın, gidiyor zannedersin ama aslında gitmezsin. Öyle bir halüsinasyon içindeler. Öyle bir yansıma içerisindedirler. Aslında gitmiyorlar. O kadar milletten koptular. Şimdi gidelim İzmir’e, muhtemelen sokakta gezemiyordur bu arkadaş. Ben size iddiayla söylüyorum, bu kapıdan çıkayım, İstanbul’a yürümeye başlayayım, 6 saat içinde İstanbul’da 10 milyonla buluşurum ben. 10 milyon diyorum. Abartmıyorum. Az söylemişsin de diyebilirler. Aradaki fark bu. Rozet aracı mı? Yoksa böyle bir hayali bir yaşam mı? Vallahi şükürler olsun hâlimden memnunum. O rozet aracına binen, ilk önce yapılan işlem hızla aklanıyor. Püripak oluyor, tertemiz. Niye? Bir kişinin kararıyla çünkü. Gerçekte mi aklanıyor? Asla. Binmeyene de diyorlar ki, 'sen Silivri’ye git.' Bu adalet değildir.”
“SEMBOLÜ OLAN AMPÜLÜ KENDİ ELLERİYLE PATLATTILAR”
Ekrem İmamoğlu, yaklaşık 40 dakika süren savunmasını şöyle tamamladı:
“Yıllar önce bir siyasi hareket kendine ampulü sembol seçti. 'Aydınlığa açık, karanlığa kapalıyız' dediler. Şimdi mahkeme salonuna giren kameraya bile tahammülleri yok. Canlı yayınlansın, hayırlı olur, dediler. Yalanlarının, iftiralarının ortaya çıkacağını kulaktan kulağa duyunca topuklayıp kaçtılar. Sebebi belli, artık ışıktan, aydınlıktan, şeffaflıktan tir tir korkuyorlar. Sembolü olan ampulü kendi elleriyle patlattılar. Çünkü öylesine kirlendiler ve kirlettiler ki, o bir avuç muhteris, az önce dediğim bini geçmeyen insan gerçek hâlleriyle pislik içindeki durumlarıyla görünmek istemiyorlar halka. Çok net. Onun için ampulü patlattılar. Kendileri patlattılar ancak kaçamayacaklar. Esenyurt'taki para kuleleri de kamu yöneticilerinin evlerindeki külçe külçe altınlar da belediye yöneticilerinin kendi yöneticilerinin elindeki binlerce tapularıyla da bakanının hesabındaki 4 ayda kazanılmış milyarlarıyla da fon vurgunundaki 100 milyarlarca eş, dost, akraba sistemi içerisindeki bolluk içinde olduğunu düşünen insanlar da artık ayan beyan ortada. Bu daha da devam edecek.
“GAZETECİLERİN YANINDA OLUN”
Benim kıymetli halkım, uyanık olmak, harekete geçmek zorundayız. Yarın Türkiye'nin illerinde, İstanbul Kadıköy'de gazeteciler haklarını savunacak, yanlarında olun. Destek olun, gidin. 29 Ekim'de Cumhuriyetimizi ülkemizin her yerinde kutlayalım ama bu bir başka kutlama. Kutlama olduğu kadar büyük tehdit altında olan cumhuriyeti, demokrasiyi, adaleti hep birlikte buluşalım, organize olalım, örgütlü olalım ve koruyalım.
"VATANIMIZI BU VURGUNCULARDAN KORUYUN"
Koruduğumuzun gücünü Cumhuriyet Bayramı'nda 87 milyon yurttaş olarak bu güzel demokratik düzenden uzaklaşanlara, milletin, bu vatanın sahibi olduğunu gösterelim. Sevgili halkım, kendinizi, cebinizi, emeğinizi, alın terinizi, diplomanızı, şirketinizi, çocuklarınızı, hanenizi, geleceğinizi, şehirlerimizi, doğayı, devletimizi, milletimizi, vatanımızı bu vurgunculardan koruyun. Allah sizi de korusun. Görev milletimizdedir. Halkımızın sesini yükseltmesini talep ediyorum.”
İmamoğlu savunmasından sonra mahkeme duruşmayı 12 Şubat 2027 tarihine erteledi.