Bir dönem AK Parti milletvekilliği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın danışmanlığını yürüten aynı zamanda konuşma metinlerini yazan Yeni Şafak gazetesi yazarı Aydın Ünal, kaleme aldığı "Tuzak... Neden olmasın?" başlıklı yazısında gündemdeki fon krizini ve siyasi kulisleri değerlendirdi. Krizin arkasında dış mihraklardan ziyade içeriden bir operasyon olabileceğine dikkat çeken Ünal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın altının oyulmaya çalışıldığını öne sürdü.
Yazısında fon meselesinin başından beri hırs, açgözlülük ve denetimsizlik gibi dinamiklerle başladığını belirten Ünal, başlangıçta olaya komplo teorileriyle yaklaşmadığını ifade etti. Ancak sürecin uzaması, krizin her geçen gün daha fazla karanlığa bürünmesi ve sorumluların üzerine gidilmesinde yaşanan çelişkili durumların kendisinde şüphe uyandırdığını belirtti ve "Krizin daha fazla aydınlatılması gerekirken her gün daha fazla karanlığa bürünmesi, bende olduğu kadar sizde de 'Erdoğan'a karşı içerden bir tuzak' şüphesini uyandırmıyor mu?" dedi.
"ERDOĞAN'A BİR TUZAK KURULUYOR OLABİLİR Mİ?"
Aydın yazısında şu ifadeleri kullandı: Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM’nin alacağı erken seçim kararıyla bir kez daha aday olabilecek ve inşallah bir kez daha seçilecek. Daralan kuşatmayla bu kolay yolun zorlaşmaya başladığını, dikensiz gül bahçesine hendeklerin kazıldığını söylemiştim. Süreç suhuletle atlatılsa bile, AK Parti balkonundan yapılacak seçim zaferi konuşması noktalandığı anda, 2032 ya da 2033 yılında yapılacak seçim için kulisler hareketlenecek. Erdoğan sonrası Türkiye ve Erdoğan sonrası AK Parti kurguları devreye girecek.
Acaba seçim sonrası başlaması beklenen kulisler ve devreye girecek kurgular, şimdiden hareketlenmiş olabilir mi? 2027 ya da 2028’de yapılacak seçimler sonrası başlaması beklenen tartışmalar erkene alınmış olabilir mi? Biraz daha açık yazayım: Erdoğan’a bir tuzak kuruluyor olabilir mi? Başta fon krizi olmak üzere, muhtemel riskler çözümsüz bırakılarak Erdoğan’ın altı oyuluyor olabilir mi?
"KENARA ÇEKİLEN OLDU MU?"
"Çok mu uçuk? Çok mu âfâkî? Çok mu komplocu? Ya yaşananlara ne diyeceğiz? Mevcut tablodan başka bir anlam çıkar mı? Şu ana kadar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın krizi çözebilmesi için elini rahatlatacak bir hamle gördük mü?" diye soran Ünal, "Krizde sorumluluğu apaçık olduğu halde, çıkıp, mertçe “Benim hatam, kusurum, ihmalim var, daha fazla yük olmak istemem” diyerek kenara çekilen oldu mu hiç? Gönüllü bedel ödemeyi bir kenara bırakalım; tutuklayıp, serbest bırakıp sonra yine tutuklamalar… Tedbir koyup, kaldırıp, yeniden koyup, yeniden kaldırmalar… Neler oluyor Allah aşkına? Neler dönüyor?" diye sordu ve "Krizin daha fazla aydınlatılması gerekirken her gün daha fazla karanlığa bürünmesi, bende olduğu kadar sizde de “Erdoğan’a karşı içerden bir tuzak” şüphesini uyandırmıyor mu?" ifadesini kullandı.
ERDOĞAN'IN O SÖZLERİNİ HATIRLATTI
Erdoğan'ın siyasi hayatı boyunca en çok vefasızlık ve ihanetlerden yorulduğunu hatırlatan Aydın Ünal, geçmişteki darbe senaryoları ve 15 Temmuz gibi büyük komplo girişimlerinden daha sinsi bir tuzakla karşı karşıya olunabileceğini belirtti. Ünal, AK Parti'nin son grup toplantısında Erdoğan'ın dile getirdiği "Ne mutlu bize ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var" sözlerinin de bu perspektiften okunması gerektiğini vurguladı ve şu satırları yazdı:
Siyasi tarihinde Erdoğan’ı en çok yoran, vefasızlık ve ihanet oldu. Belki de bir yenisiyle karşı karşıya Erdoğan; hem de en büyüğüyle. Belki, darbe senaryolarından, 27 Nisan’dan, 7 Şubat’tan, 17-25 Aralık komplosundan, 15 Temmuz darbe girişiminden daha büyük bir tuzakla karşı karşıya.
AK Parti’nin son grup toplantısında Erdoğan’ın “Ne mutlu bize ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var” sözlerini bir de böyle okumak gerekmez mi? Kim bilir, belki de bu ifadeler, bir çağrı, bir davet, bir destek talebidir.