Mahkeme kararıyla yönetimi Cumhuriyet Halk Partisi’nden AK Parti’ye geçen Yüreğir Belediyesi’nde dikkat çeken bir gelişme yaşandı.
Belediye Başkan Yardımcıları Uğur Sayılıkan, İsmail Ceylan ve Hacı Karaaslan, görevlerinden istifa etti.
Mahkeme kararıyla yönetimi Cumhuriyet Halk Partisi’nden AK Parti’ye geçen Yüreğir Belediyesi’nde dikkat çeken bir gelişme yaşandı.

Mahkeme kararıyla yönetimi Cumhuriyet Halk Partisi’nden AK Parti’ye geçen Yüreğir Belediyesi’nde dikkat çeken bir gelişme yaşandı.
Belediye Başkan Yardımcıları Uğur Sayılıkan, İsmail Ceylan ve Hacı Karaaslan, görevlerinden istifa etti.
Adana'da görevden uzaklaştırılan Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı'nın yerine yapılan başkan vekilliği seçimlerinde yaşanan krizde, Adana 2'nci İdare Mahkemesi, tekrarlanan seçimlerin ardından görevi AK Partili Tarık Özünal'a verdi.…

Adana'da Yüreğir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ali Demirçalı'nın yerine CHP'li Cafer Boyraz'ın seçildiği başkan vekilliği seçimine yapılan itiraz sonrası mahkeme kararını açıkladı. Mahkeme, başkan vekilliği görevini AK Parti'nin adayı Tarık Özünal'a verdi. Karara itiraz eden CHP grubu adına açıklama yapan İl Başkanı Orhan Bayram, "Hiçbir şey bitmiş değil. Bu konuda mücadelemiz devam edecek" dedi.
Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı, yargılandığı "rüşvet" davasında aldığı ceza nedeniyle 21 Nisan'da İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırıldı. Kararın ardından mecliste belediye başkan vekilliği seçimi yapıldı. Seçimde 21 oy alan CHP'nin adayı Cafer Boyraz başkan vekili seçildi. 15 oy alan AK Parti'li Tarık Özünal, seçime itiraz ederek konuyu yargıya taşıdı.
İtirazları değerlendiren 2'nci İdare Mahkemesi, Yüreğir Belediye Başkan Vekilliği seçiminde yürütmenin durdurulmasına, seçimlerin 3'üncü turdan itibaren tekrarlanmasına karar verdi.
Yenilenen seçimde 3'üncü turda Tarık Özünal 19 oy, Cafer Boyraz ise 18 oy aldı. 4'üncü turda ise Boyraz 19 oyla üstünlük sağlarken, Özünal 17 oyda kaldı. Böylece Cafer Boyraz ikinci kez Yüreğir Belediye Başkan Vekilliğine seçildi.
AK Partili Tarık Özünal bir kez daha sonuca itiraz ederek, konuyu yeniden yargıya taşıdı. Tekrarlanan seçime yönelik itirazı değerlendiren Adana 2'nci İdare Mahkemesi, Yüreğir Belediye Başkan Vekilliği görevinin Tarık Özünal'a verilmesine karar verdi. Bu kararla birlikte Yüreğir Belediye Başkan Vekili Tarık Özünal oldu.
Bu kez de CHP'li Cafer Boyraz karara itiraz ederek konuyu yargıya taşıdı. Sabah saatlerinde belediye binası önüne giden Boyraz, CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, CHP Grup Başkanvekili Sevda Erdan Kılıç, CHP İl Başkanı Orhan Bayram, Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Zeydan Karalar ve partililer, karara tepki gösterdi.
Belediye önünde açıklama yapan CHP İl Başkanı Orhan Bayram, karara itiraz ettiklerini belirterek, "Hiçbir şey bitmiş değil. Bu konuda mücadelemiz devam edecek" diye konuştu.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçimine ilişkin iktidara tepki göstererek, "3 kişi gözaltındayken yapacakları seçimle Üsküdar'a çökecekler. Böyle bir hesabın içindeler. Millet gözaltındayken seçim ola…

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçimine ilişkin iktidara tepki göstererek, "Üç kişi gözaltındayken yapacakları seçimle Üsküdar'a çökecekler. Böyle bir hesabın içindeler. Millet gözaltındayken seçim olacak ve Üsküdar'da kapkaç yapacaklar. Bunu milletimize şikayet ediyoruz" dedi.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, 2 gün sürecek Trakya temasları kapsamında Tekirdağ Çorlu’da cuma namazının ardından açıklama yaptı. İki günde üç ili ziyaret edeceklerini söyleyen Özel, Sivas Kongresi'nin 107'nci yılını kutlayarak, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Sivas Kongresi'ne katılan ve Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen, cumhuriyetin kuruluşunun ilk adımlarını atan kongrenin bütün delegelerini rahmetle ve minnetle andığını belirtti.
YENİ Parti’nin Atatürk'ün kurduğu cumhuriyeti onun değerlerini sonuna kadar sahiplendiğini vurgulayan Özel, "YENİ Parti olarak Sivas Kongresi'ni ve kongre kararlarını ardından kurtuluşu ardından da kuruluşu sahiplenen kadrolar olarak bir kez daha Sivas Kongresi'nin 107'nci yılını kutluyoruz" ifadelerini kullandı.
Büyük bir adaletsizlik ile karşı karşı olduklarını söyleyen Özel, Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçimlerinin yenilenmesi kararına ve CHP’li meclis üyelerinin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Üsküdar’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için önemli olduğuna dikkati çeken Özel, şunları kaydetti:
"Sayın Erdoğan'ın çok önem verdiği ikamet ettiği İstanbul'a geldiğindeki Üsküdar'ı yıllarca Üsküdarlılar Adalet ve Kalkınma Partisi yönetsin dedi. Kimse bir şey demedi, yönettiler. Mademki milli iradedir, mademki milletin kararı her şeyin üzerindedir. Millet bu seçimlerde de 2024 yılının 31 Mart günü bir karar verdi ve dedi ki Üsküdar'ı bu dönem Sinem Dedetaş yönetsin. Cumhuriyet Halk Partili bir belediye başkan adayıydı o zaman. Ve dedi ki yıllarca AK Parti yönetti. Özgür Özel'in değişiminden sonra İstanbul'da aday gösterdiği bir kadın Üsküdar'ı yönetsin. Adaylığında büyük heyecan uyandıran Sinem Dedetaş aynı Tekirdağ'daki kadın belediye başkan adayımız Candan Yüceer olduğu gibi büyük bir heyecan yarattı ve seçimlerde her ikisinde olduğu gibi 2 kişiden birinin oyunu ve fazlasını alarak Sinem Dedetaş da seçildi.
Üsküdar'ı yönetiyordu ve inanılmaz işler yapıyordu. Hatırlayın o Üsküdar Meydanı'ndaki işgali orayı tamamen halka açtı asla olmaz denilen bir işi yaptı. Hatta o dönemde bundan bir önceki İçişleri Bakanı valiyken o işgalciler AK Parti'nin dağıttığı o işgalcilerin yanında zabıtanın karşısına polisi bile dikti. Ama Sinem büyük bir cesaretle Üsküdar'da yıllardır yapılmayanları yaptı ve biz de öyle ölçtük çıkarsınlar Üsküdar'da yaptırdıkları memnuniyet anketini göstersin AK Parti. Yüzde 65'tir Üsküdar'da Üsküdarlının Sinem Dedetaş'tan memnuniyet oranı."
Dedetaş’ın geçtiğimiz aylarda tutuklandığını, daha sonra yapılan başkan vekili seçimlerinden CHP’nin adayının birinci çıktığını hatırlatan Özel, şunları kaydetti:
"Hemen ardından AK Parti gitti itiraz etti. Çarşamba günü seçimlerin cumartesi gününe yenilenmesine karar verdiler. İnanıyor musunuz arkadaşlar? Üç belediye meclis üyemizi tutukladılar, gözaltına aldılar. Pazara kadar dört gün tutacaklar, valilik de hızla yazıyı yazdı, cumartesi seçim yapacaklar. Akıl almaz. Ve üç kişi gözaltındayken yapacakları seçimle Üsküdar'a çökecekler. Böyle bir hesabın içindeler. Akıl almıyor, asla akıl almıyor.
İstanbul Valiliği de diyor ki, ‘bir parti kazansın diye tutum almış değiliz.’ Bakın o mahkeme kararını aldırtıyor AK Parti. O andan itibaren vali üç gün ila 10 gün arasında seçim yapabilir. İnsanları dört gün gözaltına alıyorlar. Vali hemen 3'üncü güne seçimi koyuyor. 5'e koysa 10'a koysa olmaz. Millet gözaltındayken seçim olacak ve Üsküdar'da kapkaç yapacaklar. Bunu milletimize şikayet ediyoruz. Milletimize şikayet ediyoruz. Mücadelemiz sürüyor.
Buradan cuma mübarek günde Tayyip Erdoğan'a sesleniyorum. Üsküdar'ı yıllarca yönettiniz. Millet başkasına verdi. Çok önem verdiğin Üsküdar'ı alacaksınız. Böyle mi alacaksın? Bu milletin önünde bu ülkedeki oy kullanacak olan belediye meclis üyelerini dört günlüğüne gözaltına al sonra orada seçim yaptır. O zaman sen her yeri alırsın. O zaman seçimler niye yapılıyor? Beş fark varsa altı gözaltı yap. 10 fark varsa 11 gözaltı yap. Yazıklar olsun. Asla kabul etmiyoruz. Ve bundan sonraki süreçte de bunu milletimize teşhir etmeye bu yapılan artık dedim ya yüzlerinin astarı yırtılmış. Hiçbir şeyden utanmıyorlar. Bunu da buradan cuma mübarek günde milletimizin vicdanına emanet ediyorum."
Berhan Şimşek, CHP MYK üyeliğinden istifa etti

10 yıllık hayat arkadaşı Özlem Şanver’e yönelik şiddet görüntüleri ve iddiaları ile gündeme gelen CHP Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek, hakkındaki adli süreçler tamamlanana kadar MYK üyeliğinden ve genel başkan yardımcılığından istifa ettiğini duyurdu.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla göreve dönmesinin ardından oluşturulan yönetimde CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Berhan Şimşek, kadına şiddet iddialarının odağında yer alıyordu. 10 yıldır birlikte yaşadığı Özlem Şanver, Nisan 2026’da fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığını belirterek yargıya başvurmuştu.
Şanver’in şikayetini değerlendiren İstanbul Anadolu 1. Aile Mahkesi, 6284 sayılı Kanun kapsamında Berhan Şimşek hakkında 2 ay süreyle uzaklaştırma ve koruma tedbiri uygulanmasına karar vermişti. Söz konusu tedbir kararının süresi daha sonra mahkemece 2 ay daha uzatılmıştı.
Olayla ilgili Mercek TV tarafından yayınlanan güvenlik kamerası görüntüleri kamuoyunda büyük tepki topladı. Görüntülerde Berhan Şimşek'in, evin bahçesinde Özlem Şanver'in ayağına tekme attığı ve Şanver'in "Bırak beni" çığlıklarına aldırış etmeden genç kadını zorla evin içine soktuğu anlar kaydedilmişti.
Görüntülerin medyaya yansıması ve tepkilerin büyümesi üzerine açıklama yapan Berhan Şimşek, hakkındaki davalar sonuçlanana kadar CHP MYK üyeliğinden ve genel başkan yardımcılığından istifa ettiğini bildirdi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, iktidarın tarım politikalarını eleştirerek, “3 trilyon lirayı faize veren iktidarın ‘Para yok’ deme lüksü yoktur. Para vardır ama iktidar tercihini bu yönde kullanmaktadır. Parayı kimin için ve…
CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, iktidarın tarım politikalarını eleştirerek, “3 trilyon lirayı faize veren iktidarın ‘Para yok’ deme lüksü yoktur. Para vardır ama iktidar tercihini bu yönde kullanmaktadır. Parayı kimin için ve ne için kullanacağına kendisi karar verdiği için sürece farklı bakmaktadır. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyonu düşürmek için sadece çiftçiyi ezmekle meşguldür” dedi.
CHP Bursa Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, tarımda üreticilerin yaşadığı sıkıntılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bursa siyah incirinin ülkenin en önemli ihraç ürünü olduğunu, inanılmaz bir besin değeri ve zengin vitamin içeriğine sahip olduğunu belirten Sarıbal, şunları söyledi:
"Elbette coğrafi işareti olduğu için ‘Bursa siyah inciri' diyorum ama ülkenin değişik kentlerinde, örneğin Ege'de, başta Aydın olmak üzere başka illerde de üretilir. Siyah incir, yıllara göre 30 bin, 40 bin, 50 bin tona kadar üretilebilmektedir. Bursa'nın önemli bir üretim meyvesidir ancak diğer illerde de yetiştirildiği için kritik bir gelir kalemidir. Siyah incir sofralıktır. Aydın'ın da elbette kurutulmuş inciri vardır; o da ayrı bir özelliğe ve ayrı bir ihracat kalemine sahiptir. Ancak bunlar aynı zamanda ülke içinde de rahatlıkla tüketilebilen ürünlerdir.
2024'te yaşanan bazı iklim sorunları vardı. 2025'te ise yine bir don sorunu yaşandı ve geçen yıl üretim kısıtlı oldu. Yaklaşık 40 bin-50 bin ton gibi bir kapasitesi olmasına rağmen, rekolte 20 bin-25 bin ton seviyelerinde kaldı. Bu yıl, yani 2026 yılı iklim açısından çok iyi geçti. Geçen yıl üretim az olduğu için meyve ağaçları dinlendi ve bu yıl rekolte oldukça iyi. 50 bin ton, hatta 50 bin tonun üzerinde bir üretim olacağı öngörülmektedir ve hasat başlamıştır. Geçen yıl ihracatçı, siyah incirin kilogramını 130 lira civarında bir fiyattan aldı ve sezon aşağı yukarı bu fiyatlarla tamamlandı. Bu yıl da Bursa'da siyah incir alımı 130 lirayla başladı ancak şu günlerde 50 liraya kadar düşmüş durumdadır. 50 lira! Sadece 25 lira civarında dalından toplama işçilik maliyeti var. Üretim arttığı için ne yazık ki fiyat 50 liraya geriledi. Sofraya, hale giden ürünlerde ise 25-30 lira civarında alım yapılıyor. Oysa sadece işçiliği 25 lira civarındadır ve şu anda Bursa siyah inciri dalında çürümektedir.
Sadece çürümekle de kalmıyor; sulanan ve akan bir ürün olduğu için kendisinden bir hafta, 10 gün sonra olgunlaşacak olan inciri de bozuyor. Yaklaşık 10 firma alım yapmaktaydı ancak bu firmalar kantarları kapattılar. Şu anda hemen hemen hiç yok denecek kadar az alım yapılmaktadır. Firmalar, ihracat meselesi üzerinden kısmi kalıntı sorununu gündeme getirmiş durumdadır. ‘Üretim fazla, alamıyoruz’ denilerek çiftçi kaderiyle ve yetişmiş meyvesiyle baş başa bırakılmıştır. Ne yazık ki bugün bu durum yetkililer tarafından sadece seyredilmektedir.”
Tüm Üretici Köylüler Sendikası'nın (Tüm Köy Sen) Mudanya'da saat 15.00’te eylem yapacağını söyleyen Sarıbal, “İncirlerin alınmadığına ve kantarların açılması gerektiğine dair bir çaba sarf edecekler. Bakanlığı tekrar göreve çağırıyoruz. Bursa Büyükşehir Belediyesi'ni tekrar göreve çağırıyoruz. Tarım A.Ş.'nin alımlara müdahil olması çok önemlidir; geçmişte bu yapılmıştı, yine yapılabilir. Çiftçinin örgütlenmesi; geleceğe dönük olarak depolar, işleme tesisleri ve pazarlama ağları gibi yeterli yatırımları yapması gerekmektedir. Eğer sistemi sadece şirketlere ve sözleşmeli tarıma bırakırsanız, sistem sonunda çöker. Bugün olduğu gibi çöker. Ancak don, dolu vesaire nedenlerle sistem çöküp de üretim olmazsa, arz-talep dengesi bozulduğunda üretici belki fiyattan kazanır ama bu defa verimden kaybeder. Dolayısıyla tarım, bu yıl belirli ürünler hariç çok üretip büyük zararlar eden bir sektöre dönüşmüştür. Bu durum çiftçinin emeğine yazıktır” dedi. Sarıbal, taleplerini şöyle sıraladı:
“Şirketler derhal kantarlarını açmalı ve alımlara yeniden başlamalıdır. İlaç kalıntısı gerekçesi elbette olabilir ancak bunun bireysel olarak tek tek çiftçiyi ilgilendiren bir konu olduğunu görmek lazımdır. Buna göre topyekûn bir cezalandırma yerine, kalıntı analizleriyle bireysel, adil ve doğru bir yöntem derhal devreye sokulmalıdır. Topyekûn bir cezalandırma sürecinin doğru ve hakkaniyetli olmadığını net olarak söylemek isterim. Nitekim ürünlerinde hiçbir şekilde kalıntı olmadığını belirten onlarca çiftçi bizi aramaktadır. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Tarım A.Ş. kamusal alım mekanizmasını devreye sokmalı ve alımlara müdahil olmalıdır. Üreticinin maliyetini ve emeğini koruyacak bir taban fiyat uygulaması hayata geçirilmelidir. Bakımıyla, budamasıyla, gübrelemesiyle ve hasatıyla kilogramı 60-70 liraya mal olan siyah incirin 50 liraya satılıyor olması; olgunlaşmış olanların komisyoncu ve halci tarafından 30 liradan istenmesi gerçekten çok acı bir durumdur. İncir üreticilerinin güçlü ve demokratik biçimde örgütlenmesini sağlayacak bir 'İncir Birliği' kurulmalıdır.”
İncir üreticisinin bugün yaşadığı sorunun üretimin fazla olmasından değil; örgütlenme, altyapı, depolama ve pazarlama ağının çiftçinin kontrolünde olmamasından kaynaklandığını ifade eden Sarıbal, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kamunun, devletin ve Bakanlığın kendisini bu işin tamamen dışında tutması ve her şeyi şirketlerin eline bırakması bu sonucu doğurmaktadır. Bu yapılmazsa söz konusu sorunlar her yıl koşullara göre tekrar edecektir. Üreticinin ürünü dalında kalırken birkaç alıcı firmanın tek başına alım kararı vermesini ve fiyatları kendi başlarına belirlemesini elbette doğru bulmuyoruz. Firmaların da vicdanlı ve adil olmaya, sadece kâr amaçlı değil, çiftçinin ayakta kalması için de çaba göstermeye ihtiyaçları vardır. Çünkü çiftçi üst üste zarar ederse üretimden vazgeçer. Bugün tek bir incir ağacının verime yatması için en az 5-6, hatta 7 yıla ihtiyaç vardır ve her ağacın kesilmesi, yaklaşık 250 ile 500 kilogram arasındaki bir üründen vazgeçilmesi gerçeğini karşımıza çıkarır.
Kısacası bugün Tüm Köy Sen'in ortaya koyacağı tutum ve talepler, çiftçilerin ortak talepleridir. Derhal kantarlar açılmalı ve hakkaniyetli bir fiyatla çiftçiden siyah incir alımı yeniden gerçekleşmelidir. Elbette tüccar da sanayici de kendi çıkarını gözetecektir, buna bir itirazımız yok; ancak tek taraflı çıkar, bir tarafın ezilmesine, diğer tarafın ise zenginleşmesine neden olur. Sanayici, tüccar ya da ihracatçı aldığı inciri yurt dışına ucuza mı satacak? Dolar kuru belli, dünya fiyatları belli. Evet, kâr az olabilir ama asıl mesele, üreticinin de ayakta kalabileceği ve incir üretiminin sürdürülebileceği bir mekanizmayı kurabilmektir.”
Kuru üzüm üreticilerinin yaşadığı sorunlara da değinen Sarıbal, şöyle konuştu:
“Kuru üzümle ilgili olarak geçen yıl TARİŞ ve TMO'nun 120 lira fiyat açıkladığını; bu yıl ise çiftçinin elektrik, sulama, mazot, gübre, ilaç ve işçilik maliyetlerinin artması sonucu 91 TL'lik ana maliyetin üzerine yaşam ve girdi payları eklendiğinde 150 lira gibi bir fiyat talebi olduğunu aktardım. Ziraat Odaları'nın da 150 TL talebi vardı. Ancak ne yazık ki TARİŞ Üzüm Birliği, 2026 sezonuyla ilgili çekirdeksiz kuru üzüm alımında kalite veya numara ayrımı gözetmeksizin ortalama 80 lira fiyat öngördü. Bugün sadece Manisa merkezli yaklaşık 200 bin ton civarında bir üretim var. Geçen yıl 180 bin-190 bin ton olan üretim, 2024'te 200 bin tona ulaşmıştı. Bu yıl sadece Manisa bölgesinde 200 bin-250 bin ton; buna İzmir ve Denizli'yi de ilave ettiğinizde 300 bin-350 bin tona kadar kuru üzüm üretileceğini görüyoruz.
Bu, ihracatı olan önemli ve kıymetli bir üründür. Yıllara göre 150 bin ile 200 bin tona kadar ihracat yapılabilmektedir ancak gelin görün ki çiftçi ezilmektedir. Ortalama 80 lira, kuru üzümün tüm boylarına ve kalitelerine verilen fiyattır. Oysa sadece tarladaki yalın maliyetin 91 TL olduğunu çiftçi tek tek rakamlarla ortaya koymuş ve anlatmıştı. Çiftçinin insanca yaşayabilmesi için kilogram başına 150 lira talep edilmişti. Geçen yıl 120 lira olan fiyat, bugün 80 liradır; yani 40 lira gerilemiştir.
‘Üretim arttı’ diyeceksiniz; ancak üretim arttıkça bu yıl çiftçi daha çok zarar edecektir. Neden mi? Sadece maliyet açısından değerlendirdiğinizde; geçen seneki 120 liralık fiyat göz önüne alındığında kilo başına 40 lira kayıp vardır. 150 bin ton üreten çiftçinin 40 liradan kaybı ne kadardır? 300 bin ton üretimin kaybı ne kadardır? Tarım, fazla üreterek daha çok zarar edilen bir yapıya dönüşmüştür; ortada acı bir tablo vardır. Dört hafta boyunca kuru üzümü burada anlattım. Salihli, Alaşehir, Denizli ve İzmir üreticileri dün itibarıyla telefonlarımızı kilitlercesine arıyorlar. Bugün onlar da ‘Sesimizi duyun’ diye eylem yapıyorlar. Peki kim duyacak? Siyah incirde ve kuru üzümde yaşanan bu sorunların sorumlusu kimdir? Sadece seyreden iktidardır. Maalesef uygulanan tarım politikaları ve fiyatlar ortadadır. Toprak Mahsulleri Ofisi, TARİŞ ve Tarım Kredi Kooperatifleri nerededir? Bunlar sadece çiftçinin sırtından beslenen kurumlar hâline gelmiştir. Bu çiftçinin hali ne olacaktır? Bu fiyatlarla çiftçi bu yükün altından kalkamaz ve sonsuza dek bu zararı taşıyacak gücü yoktur.”
"3 trilyon lirayı faize veren iktidarın ‘para yok’ deme lüksü yoktur" diyen Sarıbal, "Para vardır ama iktidar tercihini bu yönde kullanmaktadır. Parayı kimin için ve ne için kullanacağına kendisi karar verdiği için sürece farklı bakmaktadır. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyonu düşürmek için sadece çiftçiyi ezmekle meşguldür. Sezon başından beri, hasat süreçlerinin devam ettiği her hafta bu konuyu gündeme getirdim. Kuru üzümü dördüncü kez anlatıyorum; Sağır Sultan duydu, onlar duymadı. Kameraman arkadaşlarımızın bile bunlara dair bir fikri oluşmuştur ama ne yazık ki Mehmet Şimşek ve Recep Tayyip Erdoğan politikaları bunu asla duymuyor" diye konuştu.
Ticaret Bakanlığı'nın domatesle ilgili yaptığı açıklamayı eleştiren Sarıbal, şunları söyledi:
“Bir vatandaş, bir çiftçi, bir siyasetçi ve bir ziraat mühendisi olarak utanmıştım. Bugün maalesef aynısını yaşıyoruz. Olacak şey değildir! Aklın ve mantığın almadığı bir tarihsel dönemden geçiyoruz. Kamuoyuna mal olmuş kuru üzüm ve incir gibi değerler çöp olabilir mi? O ürünler kamunundur; kamu halktır, devlettir, millettir, hepimiziz. Bu inanılmaz durum çiftçiye neden reva görülmektedir? Toprak Mahsulleri Ofisi ve TARİŞ, derhal çiftçinin örgütü olduklarını hatırlamalı ve bu fiyatları gözden geçirmelidir. Bu şekilde devam ederse çiftçi yerle bir olacaktır. ‘Üretim fazlası var’ deniliyor; üretimin fazla olması, uyguladığınız politikalar nedeniyle çiftçinin daha fazla zarar etmesi anlamına gelmektedir. 100 kilonun 40 liralık zararı ile 1000 kilonun 40 liralık zararı eşit olabilir mi?
Para eden bir iki ürün vardı: Biri patates, diğeri soğan. Bunun nedeni de iktidarın 2019 yılından bu yana başta soğan olmak üzere patates, limon ve zeytin gibi ürünlerde uyguladığı dış ticaret ve tarım politikalarıdır. Başarısız dış ticaret politikaları nedeniyle bu yıl soğan ve patateste bu durum yaşanmaktadır. Oysa Türkiye, yeşil soğan hariç taze sofralık ve kuru sofralık olmak üzere kendi ihtiyacını karşılayacak kadar (2,5 milyon, 3 milyon, 2,2 milyon ton) soğanı rahatlıkla üretebilir. Ancak yanlış politikalar nedeniyle bu yıl üretime dair sorunlar yaşıyoruz ve iktidar çözümü yine ithalatta buldu.
Yüzde 49,5 olan gümrük vergisini yüzde 5'e indirdiler. Önce bunu kısıtlı bir tarih için açıkladılar, şimdi ise 31 Ocak 2027'ye kadar uzattılar. Bu ne anlama geliyor? Daha kışlık soğanlar yeni hasat ediliyor. Ankara Polatlı'dan Şereflikoçhisar'a, Amasya'dan Çorum'a kadar Anadolu'nun birçok yerinde kuru soğan hasadı yeni başlıyor. İthalat yetkisini 2027 başı kadar uzatmak, çiftçinin üzerinde ithalat baskısı kurarak ürününü ucuza satmaya zorlamaktır. Bunu yapan Ticaret Bakanlığı'dır. Çiftçi ya da tüccar soğanı hasat ettiğinde hepsini hemen pazara sunamayacak, depoya koyacaktır. Bu uygulama, depodaki ürünü dahi ithalatla terbiye etmeye çalışan bir mekanizmadır. 'Yazıklar olsun' demekten başka bir şey yapamıyoruz. Gümrük vergisini yüzde 5'e indirerek depoya ürün koyacak çiftçiye ‘Ürününüz para etmeyecek’ denilmektedir.
Peki bunu yapan iktidar ne yapıyor? Ekonomi verilerini açıklıyorlar. Türkiye ekonomisinin ikinci çeyrekte yüzde 2,3 büyüdüğünü, bir önceki çeyreğe göre de yüzde 1,1'lik bir büyüme olduğunu belirttiler. 86 milyon insanın yaşadığı bu topraklarda bu büyümenin yetersiz olduğunu herkes bilir. Rakamlar tek başına anlam taşımaz; eğer halkın sofrasındaki katık büyüdüyse, halkın aldığı ücret o oranda arttıysa bu bir anlam kazanır. Kalkınma, sosyal refah, sosyal adalet ve insanca yaşam dediğimiz olgular hayatın her alanına yansıyorsa kabul edilebilir."
İşsizlik oranlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Sarıbal, "Büyüme açıklandı ancak istihdam tarafında işsizlik oranı 0,5 puan artarak yüzde 8,1'e yükseldi; işsiz sayısı 2 milyon 861 bin kişiye çıktı. Tabii gerçek rakamlar böyle değildir; genç işsizliğin yüzde 24, toplam işsizliğin ise yüzde 20 seviyelerinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak iktidar, artık iş aramaktan umudunu kesmiş insanları hesaba katmamaktadır. Sadece belirli zaman aralığında işsizlik başvurusu yapanlar üzerinden değerlendirme yapmakta; işsizliğin düştüğü algısını yaratmak için rakamlar üzerinden oynamaktadır. Yine en çok üzerinde durduğum konulardan biri de emeğin milli gelirden aldığı paydaki gerilemedir. İşgücü ödemelerinin gayrisafi katma değer içindeki payı, geçen yılın aynı dönemindeki yüzde 38,3 seviyesinden yüzde 38,1'e düşmüştür. Bu durum, pasta büyürken emekçinin payına her geçen gün daha az pay düştüğünü açıkça göstermektedir" dedi.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Yargıtay'ın CHP’ye yönelik mutlak butlan kararını bozacağına olan ümidinin CHP'ye geri dönmeye dair olmadığını belirterek, "Biz yeni bir yola çıktık ve bu yeni yolda yürüyoruz. Ama CHP gibi bir partin…

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Yargıtay'ın CHP’ye yönelik mutlak butlan kararını bozacağına olan ümidinin CHP'ye geri dönmeye dair olmadığını belirterek, "Biz yeni bir yola çıktık ve bu yeni yolda yürüyoruz. Ama CHP gibi bir partinin tüm varlıklarıyla, kurumsallığıyla, logosuyla işgal altında kalmasına, talana uğruyor olmasına ve tüm varlıklarının adeta yağmalanıyor olmasına yüreğim razı gelmiyor. Butlan yönetimi CHP’den uzaklaştırılmalı ve CHP sağlıklı bir yapıya ulaştırılmalı" dedi.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, BirGün gazetesinin sorularını yanıtladı. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’ye mutlak butlan kararının hukuksuz bir karar olduğunun altını çizen Özel, “Hukuksuz bir karara yönelik hukuki hazırlık yapılamaz. Ama biz bu kararın geleceğini öngörerek siyasi hazırlığımızı yapmıştık” diye konuştu. Mahkeme kararının ardından dikine hiyerarşiyi önemsediklerinin altını çizen Özel, şunları kaydetti:
"İl başkanları, ilçe başkanları ve milletvekili grubu bizi mi tanıyacak, butlanla geleni mi tanıyacak diye baktık. Her bir aşamayı konuştuk ve tasarladık arkadaşlarımızla. Butlanla gelen yönetimin gayrimeşru olacağını, asla muhatap kabul edilmemesi gerektiğini ve partinin dikine hiyerarşisinin korunması gerektiğini savunuyorduk. Aynen de böyle oldu. Neticede devlet gücünü kullanarak binadan zorla çıkartıldık. Ancak parti hiyerarşisini yüzde 97 oranında elimizde tuttuk."
Mutlak butlan yönetiminin CHP’ye yönelik, "yargı darbesi" olarak nitelendirilen operasyona alet olduğunu belirten Özel, "Yurttaş kararı burada verdi. Kimin meşru olduğunu kimin meşru olmadığını gördü. Haksızlıktan medet uman taraftan yana değil, haklının yani bizim yanımızda durdu" dedi.
YENİ Parti’ye yönelik talebin, mutlak butlan kararından sonra İzmir’den başlayan ve 22 kente ulaşan ziyaretlerinde giderek yükseldiğini kaydeden Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Her şey kendiliğinden olgunlaştı. YENİ Parti’yi kurduk. İsmi ne olsun diye tartışmadık bile. YENİ Parti, halk tarafından teşvik edilen, bütçesi halk tarafından oluşturulan bir yapı oldu. Butlan yönetimine ve görev kabul edenlere tepkinin bu kadar üst düzeyde olacağını beklemiyordum. Kırgınlık, kızgınlık bekliyordum ama tepki bir süre sonra susturulamaz noktalara ulaştı. Yine de biz ısrarla tepkileri bir kontrol altında tutmaya çalıştık. Butlan yönetimi, tepkilerin zamanla soğuyacağını bekledi ama şimdi üç ay geçti, tepkiler hala aynı. Butlan yönetimince atanan il başkanlarının ilçelerin anahtarlarını verecek ilçe başkanı bulamadığı bir süreç yaşanıyor."
Özel, "Yargıtay mutlak butlan kararını bozarsa CHP’ye döner misiniz" sorusunu ise şöyle yanıtladı:
"Mutlak butlan kararı, Türkiye'de görülmemiş bir hukuk skandalıydı. Bu kararın Adalet Bakanlığı'ndan adeta dikte ettirilen bir karar olduğunu daha önce anlattım. Aynı zamanda bu kararla ilgili CHP içinden birtakım işbirlikçilerin olduğunu da belirttim. Çok siyasi, çok çalışılmış, Adalet Bakanlığı’na teslim edilmiş, Adalet Bakanlığı'ndan gönderilmiş bir kararla karşı karşıyayız. Bu kararı imzalayanların da savunamayacağı bir karar bu. Şimdi, hukukta büyük bir sökük var. Yargıtay'ın bu söküğü dikmesi gerekiyor. Eğer dikilmezse kamu düzeni diye bir şey kalmayacak.
Türkiye'deki hukuk düzeni adına Yargıtay'ın ilgili dairesinin buna ‘dur’ diyeceğini ümit ediyorum. Bu ümidim CHP'ye dönmeye dair değil. Biz yeni bir yola çıktık ve bu yeni yolda yürüyoruz. Ama CHP gibi bir partinin tüm varlıklarıyla, kurumsallığıyla, logosuyla işgal altında kalmasına, talana uğruyor olmasına ve tüm varlıklarının adeta yağmalanıyor olmasına yüreğim razı gelmiyor. Butlan yönetimi CHP’den uzaklaştırılmalı ve CHP sağlıklı bir yapıya ulaştırılmalı."
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı seçilmesinde kurulan dayanışma sandıklarında CHP üye sayısının yedi katı oy kullanıldığını belirten Özel, şunları söyledi:
"Bir kere bu kazanımdan geri dönemezdik. İmamoğlu’nun adaylığı önündeki hukuki engeller kalkmazsa aday değiştirmek durumunda kalırsak aynı güçte adayı aynı yöntemle belirlemek zorundayız. Aynı şekilde ilçe ve il başkanımızı hatta genel başkanı da üye arkadaşlarımız seçecek. Bu model büyük heyecan uyandırdı. Bu konunun tüzüğümüze işlenmesi için de gerekli çalışmaları yapıyoruz. Hem Siyasi Partiler Kanunu’nun gereğini yerine getireceğiz hem de üyeyi seçim süreçlerinde söz sahibi yapacağız. Bu model, inanılmaz derecede sahiplenildi ve kalıcılaşacağını düşünüyorum. Önümüzdeki dönem Siyasi Partiler Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle tüm siyasi partilerin de uygulayacağı bir kazanıma dönüşeceğini düşünüyorum bu modelin. İl ve ilçe başkanlarıyla genel başkanlık için birden fazla aday da olabilir. Kanun gereği elbette delegeler de olacak ama delegeler, bütün üyeler adına teknik zorunluluğu yerine getirecek. Bu aslında daha önce uygulanmış bir gelenek. Eskiden konferans yapılıyordu, bu bir ÖDP ve SOL Parti geleneği aslında. Partinin finansman kısmı için de öyle düşünebiliriz. Aidatın bir aidiyete dönüştüğü, finansmanı sağlayan kişilerin sorumlu olduğu ve bu kişilere hesap verilmesi çok önemli. Aslında bu demokrasinin en önemli bir gereği."
Özel, "Ekrem İmamoğlu unutuluyor mu" eleştirilerinin haksız eleştiriler olduğunu vurguladı. Kimsenin geride bırakılmadığının altını çizen Özel, “İmamoğlu’nu da diğer arkadaşlarımızı da uğradıkları hukuksuzluklara karşı ne sokakta ne meydanlarda ne de mahkemelerde geride bırakmadık” ifadelerini kullandı.
YENİ Parti’nin kongre süreçlerine ilişkin bilgi veren Özel, kurucu kadroların mutlaka görev alacağını söyledi. Partinin kapsayıcılığı konusunda yedi sayfalık bir yönerge kaleme alındığını anlatan Özel, şöyle konuştu:
"İl ve ilçelerde sadece bize oy veren kesimleri tatmin eden listeler yapılmaması konusunda arkadaşlarımızı uyardık. Esnafsız, işçilerin temsil edilmediği listeler olmamasını istedik, kapsayıcı olunmasını istedik. Bizim bulunduğumuz yer, merkezdir. Bu, partiyi soldan merkeze çekmek demek değildir. Bütün demokratlarla birlikte, tek adam rejimine karşı verilecek ortak mücadeleden söz ediyoruz. Tüm toplumsal muhalefetin adalet, eşitlik, özgürlük talebinde birleşeceği yeni bir merkez olarak tarif ediyoruz YENİ Parti’yi. Partinin bulunduğu yerden daha sağa gitmesini değil ama partinin bulunduğu yeri güçlendirip bütün demokratları da birlikte mücadeleye davet etmesini istiyoruz. Önümüzdeki seçimlerde muhalefetle muhalefetin yarışmayacağını umuyoruz. İlk seçimler, ‘Demokrasi mi yoksa otokrasi mi’ seçimi olacak. YENİ Parti büyümek istiyor. Bu yüzden bütün demokratlara kapısını açık tutuyor. YENİ Parti, kendisinin dışındaki muhalefet partilerini yok ya da hor görmüyor. Muhalefete patronluk etmek gibi bir derdimiz yok."
Özel, YENİ Parti’nin anketlerde en az itiraz edilen ve ikinci tercih olarak en çok işaretlenen parti olduğunu belirtti. YENİ Parti’nin üye sayısının 18 günde 600 bini aşmasının büyük bir başarı olduğunu kaydeden Özel, “Yüz binlerce üyemiz aidat sorumluluğunu eksiksiz yerine getiriyor. Arkadaşlarımıza da söyledim. Ayaklarımızda hiçbir pranga yok. Bu partinin finansörü millet. Bu özgüvenle hareket edeceğiz” ifadesini kullandı.
Özel, belediye meclislerindeki dengenin bozulmasının AK Parti’nin işine yaradığı değerlendirmelerine ilişkin butlan CHP’sinin meclis üyelerinin bazı bölgelerde iktidar partisiyle hareket ettiğini belirterek “Etimesgut ve Menderes’te yaşananlar bir suçüstü halidir. Bu tablo İBB’ye de sıçramaz diyemeyiz. Olmaz dediğimiz her şey olduran bu anlayış için ‘İBB’nin AKP’ye geçmesini göze alamazlar’ diyemeyiz. Yapabilirler, onların hiçbir şeylerine kefil olamayız” dedi.
Türkiye’nin en yakıcı sorununu ekonomi olduğunu belirten Özel, YENİ Parti’de devam eden hükümet programı çalışmalarıyla ilgili de bilgi paylaştı. Özel, “Güçlü bir adalet vurgusu olacağını söyleyebilirim. Sosyal adalet, gelir adaleti, vergi adaleti ve mahkemeler önündeki adalet. Dört ana sütun üzerine oturacak, güçlü bir adalet taahhüdü olacak" ifadesini kullandı.