Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 98. günü başladı.
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görülen İBB Davası’nın 98. gününde, 19 Mart 2025'ten bu yana cezaevinde bulunan Ekrem İmamoğlu savunma yapıyor. İmamoğlu’nun ve avukatlarının savunmasının 4 gün sürmesi bekleniyor.
CUMHURBAŞKANI SLOGANLARIYLA KARŞILANDI
Duruşmaya, tutuklu sanıklar getirildi. Tutuksuz sanıklar da salondaki yerini aldı. Ekrem İmamoğlu'nun salona getirildiği sırada izleyiciler, alkışlarla "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları attı.
İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu ve annesi Havva İmamoğlu, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, partililer ile sanıkların yakınları duruşma salonunda yerini aldı. İmamoğlu’nu izlemek üzere oyuncu İlyas Salman ve şair-yazar Sunay Akın da duruşma salonuna geldi.
Mahkeme heyeti de salondaki yerini aldı. Mahkeme Başkanı, "Dışarda izleyici olarak yoğunluk var. Basın ve izleyici bölümündeki bariyerleri kaldıralım" dedi.
SAVUNMASINDA NELER SÖYLEDİ?
Duruşmada, Ekrem İmamoğlu'nun savunması başladı. İmamoğlu öğrenim durumu için “yüksek lisans”, mesleği için “İBB başkanı” ve adli sicil kaydı için ise “yok Allah’a şükür” yanıtını verdi.
Duruşmada, Ekrem İmamoğlu'nun savunması başladı. İmamoğlu, "Öncelikle bugün burada, Silivri’de, hiç de arzu etmediğimiz bir ortamda, ülkemizin de asla ve asla hak etmediği bir pozisyonda ve insanlarımızın yüzde 75’inin, 80’inin şiddetle reddettiği bir yargılamanın içerisinde ve yine bir yargılamanın adil bir ortamda olması gerekirken, Silivri’de bir kampüste, ‘Avrupa’nın en büyük salonu' diye lanse edilen duruşma salonundayız. Gerçekten mimarisiyle bir mahkeme salonu değil, yani bir hukukun, mahkemenin bu şekilde tasarlanmasının, hepimizin sırtını yaslayacağı yargının, yargıcın bu şekilde bir kürsü nizamında olmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Böyle bir ortamda bulunmak gerçekten üzücü. Türk yargısı adına da üzücü. Bu duygularla buradayım" diye konuştu.
"DEMOKRASİ ADINA HERKESİ SELAMLIYORUM"
Her zamanki gibi Silivri’deki cezaevinden duruşma salonuna nakledildiğini belirten İmamoğlu, şunları kaydetti:
"Halkımıza, insanlarımıza sesleneceğim. Kıymetli halkıma, başta İstanbul hemşehrilerim olmak üzere bütün ülkemize, hatta dünyada demokrasiyi, adaleti takip eden ve dünyada demokrasinin, adaletin yaşaması için mücadele edenlere; ona, o duygulara, o evrensel değerlere kendini bağlı hissedenlere sesleneceğim. Bu yönüyle hem 87 milyon yurttaşımızı hem de dünyada bu şekilde düşünen bütün insanlığı sevgiyle, saygıyla, demokrasi adına, adalet adına selamlıyorum. Sözlerime başlarken, benimle birlikte bu salonda haksız yere tutsak edilmiş kıymetli yol arkadaşlarım var, dostlarım var, birlikte kaderdaşlık yaptığım insanlar var. Her birinin aylardır gözünün içine bakarak bir kader birliği yapıyoruz ve o insanlarla gerçekten tarifsiz bir tarihî dönemin içerisindeyiz. Burada bulunan ve çok yakın zamanda aramızdan ayrılan arkadaşlarımız oldu. Her birisinin yaşamı bir kitaptır. Her birisinin yaşamı gerçekten bir zulmün, zalimliğin, aileleri başta olmak üzere insanlara yaşatılanların tarifsiz duygularla kaleme alınması ve geleceğe aktarılması gereken hikayelerini barındırmaktadır.
"HER GÜN KAPIDA UMUTLA BEKLEYEN İNSANLAR..."
Buradaki arkadaşların büyük bir kısmıyla da burada tanıştım. Elbet aralarında çok özel yoldaşlık yaptığım, İstanbul’a, Beylikdüzü’ne hizmet ettiğim yol arkadaşlarım da var. Onları da diğerlerini de kucaklıyorum. Her birine birer kahraman gibi baktığımın altını çiziyorum tekrar. Ve onlarla da gurur duyuyorum açıkçası. Sadece ben değil, bence milletimiz de milletimizin büyük çoğunluğu da onlarla gurur duyuyor. Aileleri de dostları da komşuları da onlarla gurur duyuyor.
Burada her gün kapıda hasretle, umutla bekleyen insanlar var. Ve bu insanlar kilometreler yaptılar. Belki her birinin Silivri’ye geliş gidişleri dünyanın etrafında bir turu yakalamış olabilir. Çünkü sadece duruşma dönemlerinde değil, duruşmanın dışında da buradaki insanların aileleri ziyaretlere geldiler. Onlarla acılarını ve hasretlerini giderdiler. Bazıları görüşe gelemese de kapıya gelip beklediler. O insanları hangi duyguyla tarifleyebilirim, inanın zorlanıyorum. Kucaklıyorum her birini.
"TARİHİ BİR MÜCADELE HATTI KURDULAR"
Tarihi bir mücadele hattı kurdular: Aile Dayanışma Ağı. ADA diye tariflediler. Orada o umutla bekleyen güzel aileler, eşler, çocuklar, anneler, babalar var. Bazen fotoğraflarını gördüm, bazen izleyebildiğim televizyonlarda görüntülerini gördüm. Minicik çocuklar, niçin bu durumda olduklarını bilmedikleri annelerini, babalarını ziyaret ettiler. Anlam veremediler, anlamlandıramadılar. O minicik çocukların, gençlerin, evlatların; o minicik ellerinden, gençlerin yanaklarından öpüyorum. Onları sımsıkı kucaklıyorum. Eşlerini hürmetle, saygıyla selamlıyorum. Büyük bir fedakârlıkla ailelerine sahip çıktılar. Çünkü burada yaşanan şey normal bir yargılama süreci olmadı, olmuyor.
"ONLARA ZALİMLİKLER YAŞATTILAR"
İnsanların sıfır noktasında gelirleri var ve Türk yargı tarihinde akla hayale gelmeyecek zalimliklerle, işkencelerle muhatap oldular. Sürüldüler. 500-600 kilometre, Türkiye’nin farklı noktalarına gönderildiler, baskı altında kaldılar. Çünkü bu süreci tasarlayanların onlardan istekleri vardı, hukuksuz istekleri vardı. O hukuksuz isteklerine cevap alamayınca onlara zalimlikler yaşattılar. Bu manada, bu büyük ıstırabı onlar yaşarken en az onlar kadar dışarıda harap olan ailelerini kucaklıyorum.
"ALLAH ÖMÜR VERDİKÇE, AİLELERİN YANINDA OLACAĞIM"
Allah bana ömür verdikçe, özgür günlerimde hangi yetkiye, hangi imkana sahip olursam, elimdeki ekmeğimle, aşımla o ailelerin yanında olacağımı; ekmeğimi paylaşmaya kadar o insanların kaderdaşı olacağımı; sadece onların değil, bu ülkede 500 bine yakın insanı hapse koyup bunun rakamını vermekle gurur duyanların karşısında ve hapislerdeki kader mahkumlarının da yanında olup onların yaşadıkları sıkıntıları hayat boyu gözeteceğimi; bu ülkenin adaletli bir ülke olması için bir nefer gibi çalışacağımı, hukukçu değilim ama en az hukukçular kadar kendimi sorumlu hissederek mücadele edeceğimi buradan belirtmek istiyorum. Gerçekten ADA’ya ve onlara özenli bir yoldaşlık yapan kıymetli eşime ve onun yol arkadaşlarına çok çok teşekkür ediyorum."
EŞİNE SESLENDİ: SENİNLE GURUR DUYUYORUM
İmamoğlu, eşi Dilek İmamoğlu ile gurur duyduğunu vurgulayarak, "Bir tanesin sen. İyi ki varsın ve bu ailenin yanındasın. Biz, bu duruşmalarda, cezaevinde çok zorlandık. Zorlanıyoruz ailece. Ama en büyük zorluğumuzun, baş başa kaldığımızdaki en büyük sıkıntımızın, en büyük dertleştiğimiz konunun, buradaki o zalimliğe muhatap olan insanlar ve onların aileleri olduğunun da altını çizmek isterim. Allah hepimize güzel yürek versin. Bu memleketin insanlarına vicdan nasip etsin. Bu memleketin insanlarına vicdanlı yöneticiler nasip etsin. Bu memleketin insanlarına erdemli, ahlaklı, adaleti önünden ayırmayan, en güçlü anında bile adalete karşı boyun eğen yöneticiler nasip etsin" dedi.
"GÜNÜ GELDİĞİNDE HERKESİN TÜRK YARGISI ÖNÜNDE HESAP VERECEĞİNİ BİLİYORUM"
İmamoğlu, bir buçuk yılı aşkın süredir yürüttüğü hukuk mücadelesinde yanında olan avukatlara teşekkür ederek, savunma hakkını koruyan hukukçuların önemini hava ve suya benzetti. İmamoğlu, şöyle konuştu:
"Türkiye'deki hukuk sisteminin geldiği noktada mücadelelerini hak ettiği şekilde verememenin ve kurallara uygun bir biçimde süreç ilerletememenin; soruşturmanın gizliliği denen yerde her tarafından delik deşik olmuş bir torbadan su akar gibi sağa sola saçılan bilgiler varken, hiçbir avukatın bırakın bilgiye ulaşmayı, adliyeye dahi giremediği günleri yaşamanın ızdırabını onlarda gördüm, yaşadım, hissettim. Bunların her biri tarihe geçti. Her günü, her anı tarihe not düşüldü. Bunlar asla unutulmayacak. Her aktörünü, her muhatabını tarih yazdı ve günü geldiğinde elbette ki yüce Türk yargısı huzurunda ilgili olan herkesin hesap vereceğini adım kadar iyi biliyorum. Allah bana ömür verir, vermez. Ama biliyorum ki hesap verecekler. O manada bütün savunma makamını, avukatları da hukukçuları da sevgiyle, saygıyla selamlıyorum."
Ekrem İmamoğlu, avukatının tutuklu olduğunu, avukatının avukatının da gözaltına alındığını ve tutuklanmak üzere sevk edildiğini hatırlatarak, hukukçuların da baskı ve hukuksuzlukla karşı karşıya kaldığını söyledi.
Yargı mensuplarının vatandaşlara yönelik tehditkâr tutumlarına ilişkin anlatımları dinlediğini ifade eden İmamoğlu, "Ben hayatımın en ilginç bilgilerini dinledim. Yüzlerce ziyaretçimin bana gelip muhatap oldukları konuşmaları dinledim, yargı mensuplarıyla yaptıkları konuşmaları dinledim. Yargı mensuplarının onlara karşı tutum ve tehditlerini dinledim. Parmak sallamalarını dinledim. Açtım, baktım Türk Ceza Kanunu'na, böyle bir madde yok. Yani bir savcı ya da bir iddia makamını temsil eden kişi, bırakın avukatı vesaire, bir vatandaşa bile parmak sallayamaz, tehdit edemez. Bunları okudum ama bunların tam tersini yaşadım. Yaşayanlardan dinledim" dedi.
Savunmasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Türkiye'de şahsım dahi hiç kimse eleştirilemez değildir. Şamar oğlanı istikrarsız mantığıyla tamamen nefret siyasetiyle kadrolarımıza, kabine üyelerimize karşı haysiyet cellatlığı yapılmasına müsaade etmeyeceğiz. İfade özgürlüğü, önüne gelene iftira atma serbestisi değildir. Kamu adını hesap sorduğunu iddia eden herkes görevini sorumluluk bilinciyle yapmalıdır" şeklindeki açıklamasını okuyan İmamoğlu, şunları kaydetti:
"Tebrik ediyorum. Çok güzel söylemiş. Bu söz Sayın Cumhurbaşkanı’na ait. Ben de buradan söylüyorum. Kim ki ya yargılaması bitmeden ya yargılaması sonuca ermeden birisi hakkında iftira atıyor. Kim ki birisi hakkında haysiyet cellatlığı yapıyor, kim ki bir insanın ailesini aşağılıyor, çocuğunu, gencini, evladını, annesini, babasını hırsız ilan ediyor; haysiyetsizdir, namussuzdur, şerefsizdir. Kim yapıyorsa."
"İSTANBUL'UN KURTULUŞ GÜNÜNÜ FARKLI BİR ŞEVKLE KUTLADIK"
Ekim ayının ülke tarihi açısından önemine değinen İmamoğlu, İstanbul’un yaklaşık beş yıl işgal altında kaldığını belirterek, 16 Mart 1918’de başlayan işgalin 6 Ekim 1923’te sona erdiğini hatırlattı.
İstanbul’un kurtuluş gününün yeterince önemsenmediğini ifade eden İmamoğlu, "Gerçekten 6 Ekim İstanbul'un kurtuluş gününü, biz, 2019'dan sonra İstanbul yönetimini eline aldıktan sonra başka bir şevkle, başka bir bakışla kutladık, andık, anlattık, o beş yılın nasıl geçtiğini, nasıl bir zulümle geçtiğini, insanların hatta silahlı kuvvetlerimizin o dönemde nasıl saldırılara uğradığını, nasıl şehitlerin verildiğini, o dönemde sinmiş, sönmüş, donmuş, hiçbir şeyle ilgilenmiyor, duyarsız bir toplum varmışçasına bir İstanbul yaşandığı düşünülürken sokaklarında, evlerinin bodrumlarında binaların en ücra köşelerinde İstanbul'un arka semtlerinde nasıl bir milli mücadele duygusunun filizlendiğini okudukça gurur duydum insanımızla" diye konuştu.
DİLEK İMAMOĞLU HALK TV'YE KAYYUM KARARININ ZAMANLAMASINA DİKKAT ÇEKTİ












