Silivri’de tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Nefes gazetesindenAytunç Erkin’e bir mektup gönderdi. Franz Kafka’nın "Dava" romanına atıfta bulunarak başlayan mektubunda İmamoğlu, yürütülen soruşturma ve dava sürecine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Nefes Gazetesi yazarı Aytunç Erkin, köşesinde Ekrem İmamoğlu’nun iletişim ekibi aracılığıyla kendisine ulaştırılan mektubun öne çıkan bölümlerini paylaştı.
KAFKA'DAN ÖRNEK VERDİ
Mektubuna Franz Kafka'nın Dava eserindeki "Biri Josef K. hakkında iftirada bulunmuş olmalıydı, çünkü hiçbir kötülük yapmadığı halde bir sabah tutuklandı" sözleriyle başlayan İmamoğlu, "Bu cümle yazıldığında bir romandı. Bir asır sonra Silivri’de, hepimizin gözü önünde, yüzlerce insanın tutuklandığı bir dosyaya dönüştü.” dedi.
İmamoğlu, 8 ay sonra tamamlanan 4 bin sayfalık iddianamenin ve 80 bin sayfalık eklerin tamamen somut dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek, "Kafka’nın kahramanı suçunu hiç öğrenemedi. Biz ise öğrendik. Ama öğrendiğimiz şey bir suç değil, bir kurguydu" ifadelerini kullandı.
Soruşturma dosyasında hiçbir somut delil bulunmadığını belirten İmamoğlu, iddialara "Dosyada tek bir dekont, tek bir para izi yok. Talimat yazısı, ses kaydı ya da görüntü de yok. 'Gözümle gördüm' diyen tek bir tanık bile yok. Dört bin sayfa tek bir cümleye sığdı: Görmedim, duydum!" sözleriyle tepki gösterdi.
"87 MİLYONUN ÖNÜNDE ÖZÜR DİLERİM"
Davanın asıl amacının hukuki değil siyasi olduğunu vurgulayan İmamoğlu,"Peki bütün bu zahmet neden? Cevabı iddianamenin son sayfasında. Rüşvetten, ihaleden, ruhsattan söz eden bu ceza dosyası, Cumhuriyeti kuran partinin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan bir bildirimle bitiyor. Bu dava bir yolsuzluk dosyası değil, bir adaylık dosyasıdır. Benim için tek kuruşun el değiştirdiğini gösteren tek bir belge ortaya konsun, 87 milyonun huzurunda özür dilerim." ifadelerini kullandı
Mektubunun sonunda yine Kafka göndermesiyle adalet mücadelesine değinen İmamoğlu, adalet kapısının önünde çaresizce beklemeyeceklerini, milletle birlikte cumhuriyet ve demokrasi mücadelesini kazanarak adalet kapısını açacaklarını belirterek mesajını tamamladı.
İŞTE O MEKTUP
Kafka’nın kahramanı suçunu hiç öğrenemedi. Biz ise öğrendik. Ama öğrendiğimiz şey bir suç değil, bir kurguydu. Defalarca söyledim: Söz yasaklanamaz. Yasaklanamadı da. Kitabı matbaada durdurdular ama sözü salonda durduramadılar. 14-17 Ekim’de, milletin huzurunda, bu sözde iddianameyi kendi cümleleriyle yüzleştirdim. Şimdi o savunmadan bazı bölümleri sizinle paylaşıyor, hükmü size ve okurlarınıza bırakıyorum.
Dosyada tek bir dekont, tek bir para izi yok. Talimat yazısı, ses kaydı ya da görüntü de yok. ‘Gözümle gördüm’ diyen tek bir tanık bile yok. Dört bin sayfa tek bir cümleye sığdı: Görmedim, duydum!
2008’de siyasete girerken ailemi topladım ve bir söz aldım: Ben siyaset yapacaksam, bu aileden kimse belediyenin kapısından içeri girmeyecek. Hiç kimse siyaset yapmayacak. Girmedi de yapmadı da… 2009’da kendi ellerimle tasarladığım ofisime on bir yılda bir kez uğramışım. Şimdi orada TMSF oturuyor. İmamoğlu ailesinin kaç nesillik emeğine bir gecede el koydular. Yıllar içinde kırka yakın çalışanımıza indirimli, kolay ödemeli daire veren bir işverenim. Firmamdan daire alan çalışanlarımın alışverişine ‘para aklama’ dediler. Bu anlattıklarım yalnızca benim ailemin hikâyesi değil. Bu dosyada eşi, çocuğu, kardeşi gözaltına alınan, evinin kapısı kırılan, toprağı kazılan nice aile var.
İstanbul’a aday olmama en çok o itiraz etmişti, çünkü Beylikdüzü’nde bir dönem daha yapıp bırakacağıma söz vermiştim. Ama yol çetinleştiğinde bir adım bile geri durmadı. (Dilek İmamoğlu için)
İddianame, 1992’den bu yana 40’a yakın çalışanımıza daha ucuza ve taksitle daire vermemizi ‘para aklama’ diye yazdı. Bu yüzden bir çalışanımız bugün sanık olarak yargılanıyor. Babası 1990’lardan beri müşterimiz olan bir aile dostumuz bizden ev aldı diye bu da suç sayıldı. Elbette tanıdığımız insanlar bizden ev alacak. 1992 yılından itibaren baba-oğul olarak projelerimizde 2.511 konut, 141 villa, 107 ofis, 429 dükkân, toplamda 3 bin 188 bağımsız bölüm ürettik. İddianamenin her yerinde ‘üç villa’ yazıyor. Villa iki tane. Villalar 2021’de alınmış, ‘suç geliri’ denen para 2024’te ödenmiş. Üç yıl sonra ödenen parayla üç yıl önce villa alınmış! Yapılan ticari ödemeler bellidir, paranın dekontu ortadadır, çeklerin karşılığında verilen gayrimenkuller ise gerçek, kayıtlı ve tapuludur.
Peki bütün bu zahmet neden? Cevabı iddianamenin son sayfasında. Rüşvetten, ihaleden, ruhsattan söz eden bu ceza dosyası, Cumhuriyeti kuran partinin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan bir bildirimle bitiyor. Bir yolsuzluk dosyası bir partinin kapatılmasına nasıl bağlanır? Bağlanır; eğer baştan beri hedef o parti ise. Cumhurbaşkanı olmak istemek… Kurultayda bir adayı desteklemek… Seçmene ulaşmak… Aday göstermek… Seçim kazanmak… Bunların hangisi suç? Hiçbiri! Bu dava bir yolsuzluk dosyası değil, bir adaylık dosyasıdır. Bir kez daha tekrarlıyorum: Benim için tek kuruşun el değiştirdiğini gösteren tek bir belge ortaya konsun, 87 milyonun huzurunda özür dilerim. Aylardır bekliyorum. Gelmedi, gelmeyecek. Çünkü yok!
Kıymetli Erkin, Kafka’nın Dava’sında taşradan gelen bir adam yasanın kapısına ulaşır, ama kapıdaki bekçi onu içeri almaz. Adam bir ömür boyu o kapının önünde bekler. Ancak ölürken öğrenir ki o kapı yalnızca onun içindi ve artık kapanmaktadır. Biz o kapının önünde bir ömür beklemeyeceğiz. Bekçinin insafına da sığınmayacağız. Adaletin kapısını milletle birlikte cumhuriyet ve demokrasi mücadelesini kazanarak açacağız. Bu tespitlerimi ve adalet arayışımızı, hakikatin üstünün örtülmesine hiçbir zaman izin vermemiş kaleminize ve vicdanınıza emanet ediyorum.